Kararsız oylar yok ki…

İktidar partisinin, iktidarı ele geçirme umutsuzluğunu, muhalefetten önce Sayın Özal açıklamıştı: “Ben olmasam ANAP’ın oyları yüzde onda kalır.” ANAP Genel Başkanı olduğu ilk günlerde Mesut Yılmaz Bey’in, Turgut Bey’e karşı, dudak açısı oldukça büyük ve sesli sitemleri oldu; ANAP’ın siyasetine karışmaması için. Geçtiğimiz hafta, ANAP Genel Başkan yardımcılarından dost Saffet Sert, “Özal lütfen geri çekilsin” diye sertleşti. Bunlar doğru, doğru da ANAP’ı uyandırmaya, sekiz yılı aşkın zamandır burnundan soluyan halkın öfkesini dindirmeye yetecek mi? Sayın Turgut Özal’ı, Cumhurbaşkanlığı’nın saygınlığı çizgisine çekmeyi başaramayan bugünkü hükümet, son bir umut ışığı yakaladığını sanmada ve seslenmedeler:

“Bize bir dönem daha iktidar olanağı tanıyın!” Bu seçim dövizine, halkımız nasıl omuz silkecek biliyorlar, ama “Kararsız oylar bize akar” sanısıyla avunuyorlar. On yıla yakın süren iktidarlarında, Türkiye’yi; haramzade zenginlerle, hayali ihracatçılarla, dumanı tütmüş alevi ortalığı sarmış yolsuzluklarla yönettikten sonra kararsız oylara güvenmek… Son umut ipleri bu! İyi ama efendim, nerede o kararsız oylar? Olsa olsa, “Sabırlı oylardı onlar” denilebilir. Son yerel seçimlerde, belediyelerde bunca hizmet ürettikleri halde bu sabırlı halk kendilerini kaldırıp yere vurmadı mı? O güvendikleri, kararsız oylar değil, sabırlı oylardı. Halkın sabrı taşınca kararsızlık, kararlılığa dönüşüvermiştir. Bütün dünyada sabır şampiyonu denilmeye yaraşır bir millet varsa o da Türk milletidir. Aydınlarımızda, bu sabrı boşa aramayın! Onlar, iktidarda küçük bir haksızlık, bazı isteklerine karşı umursamazlık gördüler mi, öfke ile patlar, sırtlarında yumurta küfesi olmadığı için hemen bir başka partiye oy verebilirler.

YA HALKIMIZ

Anımsayalım: İslâm halifesine ve dış düşmanlara karşı Mustafa Kemal Paşa başkaldırmıştı. Ardında da ilk toplaşanlar aydınlardı. Halkımız Allah’ın Müslüman Türklere bir lütfu olan Mustafa Kemal’in ardından hemen gitmedi. Çünkü bu halkın ruhsal yapısı, tez canlılık mayası ile yoğrulmamıştı.

Halife-i Müslimin efendimizi bırakıp bir generalin ardından hemen koşturamadı. Ama sonra ne oldu? Türk yurdu kışkırtılmış ve dünyaca desteklenmiş Yunan ordusu tarafından yer yer işgal edildi. Büyük Atatürk, Yunanlıları hem ikmal merkezlerinden uzaklaştırmak istedi hem de halkımızın kavramına; hattı, yani parça parça yöreleri korumanın değil, sathı, yani vatanın bütünlüğünü savunmanın gerektiği görüşünü yerleştirdi.

Atatürk konuştu. Ülkücü aydınlar, Mehmet Akif, Halide Edip gibi birçok şair ve yazarlar ve gerçek din adamları uyandırma görevlerini yerine getirdiler. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar her uğradığı yerde mala, ırza, cana saldırdı. Bıçağın kemiğe dayandığı bir sırada, Halife Vahideddin’in bir Malaya gemisine sığınarak kaçtığını gören halkımız, silaha sarıldı. Şimdi ayırın bakalım bu halkı Atatürk’ten. İşte, kendilerine İslâmî diyen partiler sahnede. Yıllardır Allah ve İslâm diyorlar. Ulusumuzun yüzde doksan dokuzu Müslüman değil mi? Neden seçim kulübesine girildiğinde gözlerden de uzakken bu halk, oyunu Atatürk’e dil uzatan bu tür partilere vermiyor?

Halkı Atatürkünden koparamıyorlar da ondan! Uzun bir sabrın sonunda ulaştığı Atatürk’ü için kararlı da ondan!

Bugün iktidarın kararsız dediği oylar, aslında iki tam ve bir ara seçim boyunca sabredip ANAP için, “Dur bakalım yahu! Belki seçim sonunda çaremize bakarlar” diyen sabırlı halkın oylarıdır. Ama siz, hükümet programında ortadirek deyin; diliniz papağan gibi dört yıl, “ortadirek” diye gaklayıp guklasın; sonra kalkıp ortadireğe dünyayı zindan edin. Daha düne kadar hastanelerde hastası, hatta ölüsü rehin tutulan ve sağlık ocaklarından kovulan ortadireği iyice unutan, onların ölümcül operasyonları için altı ay vade veren ve son büyük yerel seçimlerde, “Belediye hizmetlerinizi de alın, başınıza çalın!” diyen ve sizi yüzde yirmilere düşüren halkın oylarını hâlâ “kararsız” diye niteleyin! Bugün 12’ye 5 kala, Hazine’den basılan karşılıksız banknotlarla memura, emekliye yaptığınız zamlar, beş yıldan beri içirdiğiniz zehirleri unutturabilir mi?

BİZİM HALKIMIZ

Evet, Türk halkı yüzyıllardan beri devletine karşı saygılı ve tepkisiz bir oluşum içinde. Bizde, devlet başkanlarının cıcığını çıkarıcı Romen halkı yok? Hatta ekmeğin ufak bir zam görmesi karşısında Kahire’yi ayağa kaldırarak hükümet kapılarına yürüyen ve karar değiştiren bir Mısır halkı da yok. Türk milleti, devletine karşı saygılıdır, edeplidir. Hükümetler, ona karşı ne kadar saygısız olsa da o, saygısından dönmez. Ama demokrasinin tadını da çıkarmasını bilir. Eninde sonunda, bir oy verme günü geleceğini unutmaz.

Aman! “Kararsız oylar” diye düş görüp kendinizden geçmeyin.


Şardağ, R. (1991, Eylül 22). Kararsız Oylar Yok ki!. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın