
BAYKAL, YILMAZ ve MİLLET
Sayın Baykal’ın, her genel kurula kadar susup fırsat doğduğunda, top gibi patlayıp öfke küpü kesilişine, sakın, bizim de kızdığımız sanılmasın. İnsana “Sen ne diye bu işe öfkeleniyorsun” demezler mi? Öfkenin, ruhsal ve organsal yapımızdaki bilimselliği açıklanmıştır, ama bazılarının düşünecek ya da sevinecek yerde öfkelenivermelerinin nedeni bir türlü çözülmüş değil. Gazeteler yazmıştı: Bir adama, karısı, “tatlım” demiş, herif de kadıncağızın sağ gözünü patlatmış.
Biz, CHP’den beri her Genel Kurul yaklaşırken Sayın Baykal’ın başa oynama çabalarına alışığız. Ama yıl boyunca sessiz ve dilsiz iz sürerken birden bire öfkelenmesinde hiçbir zaman gerçeklik ve içtenlik payı bulamadık.
BUGÜN DE
Bugünkü öfkesi de bir ruhsal köke, temele dayanmıyor. “Genel Kurul toplansın” mı diyor? Tamam, ama ülkenin en büyük partisi olarak halkın başa getirdiği lider SHP’yi kendi içinde kavgalı bulup da hükümetini kurma, anayasal değişikliklerde görüş isteme durumunda çaresiz kalırsa bu milletin, Sayın Baykal’a vereceği not, nasıl görmezlikten gelinir?
Önceden de genel kurul yapılmıştı. Sayın Baykal, her zaman yapageldiği klik düzenlemeleri dışında SHP için hangi ilkeler ileri sürebildi?
Son seçimlere, Sayın İnönü ile birlikte katıldılar. Yenilginin muhtemel etkenlerini görüp yetkili bir ağızla halka ve dünkü iktidara karşı çıkışlarını neden esirgediler?
Baykal, genel sekreter olana kadar kuzu sonra birden bire İnönü’ye karşı fitil. Başkanlığa geçme arzusu hakkı değil mi? Diyelim hakkı! Ama neden bir gerekçeye oturtulmamış bu öfke? Çünkü o yapacak, koalisyon pazarlığını. Vakit geçirecek, oyalayacak. Kimbilir belki de Demirel’i ortada bırakarak ANAP’la bir koalisyon olanağı arayacak. Ben bütün bu kombinezonları anlıyorum da amaçları, ille de ilkeci, siyasal bir öfke kılığına sokmanın soğukluğunu anlayamıyorum. Celal Sâhir bir şiirinde şöyle der:
“Vuracaksan hadi vur, gel, beni üzme!
Sevecekmiş gibi bir tavra bürünme.”
ÖNCELİK PARTİDE Mİ?
Türkiye’de yepyeni bir seçim sonucuna ulaşıverdik. ANAP ikinciliğe, SHP üçüncülüğe düşmüş, milliyetçi Türkeş’le İslâmcılığı bayrak yapmış olan Erbakan dördüncülüğe tırmanmış. Bu, ne SHP’nin silinmesi, ne ANAP’ın çözülmesidir. Türk ulusunun verdiği büyük derstir bu, ders!
SHP, İstanbul ve İzmir gibi iki büyük kalesinde neden vurgun yiyor? Belediye hizmetlerindeki acezeliğinden. Bundan önceki büyük yerel seçimlerde aynı halk ANAP’ın büyük kentlere taşıdığı altın hizmetleri bir kalemde silip geçmedi mi? Niçin? ANAP’ın ortadireğin sefaletiyle alay eder gibi “Size çağ atlattık. Ülkemizde her şey var, her şey bol!” deyişine de bir tokattı halkın yaptığı. Ne diyordu Victor Hugo, “Les Rayons et Les Ombres” (Işıklar ve Gölgeler) adlı eserinde.
“Bu doğa, Tanrı’nın bu altın meyveleri, yoksullar yaşarken tadılamaz ki!”
Ama ne oldu? Aynı halk, özellikle İstanbul ve İzmir’de, belediye “hizmetsiz”liklerinin faturasını, bu sefer SHP aleyhine ve ANAP lehine çıkardı…
ANAP’A DÖNÜYORUZ
Mesut Yılmaz, Atatürk ve Cumhuriyet devrini de içerik olmak üzere, “Altmış yıl ve öncesinde yapılanın on katını yaptık” diye girişti. “O yıllarda Atatürk ve arkadaşları: Bağımsız, Ay-Yıldızlı canımız bayrağımızı elimize teslim ettiler. Camilerimiz kilise olmaktan kurtuldu. “Düyûn-i Umûmiye” denilen kene ve sülük, vücudumuzdan atıldı. 60 yılda Cumhuriyet ve demokrasinin temelleri atıldı. Başta demiryolları, Zonguldak maden ocakları olmak üzere yabancıların elinden işletmelerimiz kurtuldu. Karayolları, deniz yolları kuruldu. II. Dünya Savaşı’nda faşist Almanya ile Bolşevik Rusya ve Amerika-İngiltere’nin karşılıklı baskılarına karşın Türkiye savaşa sokturulmadı.”
Sen kalk, Cumhuriyet çocuğu ol; sonra da altmış yılda ortaya konanların şu kadar katını yaptık diye öğün!
AMA NE OLDU?
Bu halk, Sayın Yılmaz’ın açıklığını “Enflasyon canavarını yenemedik. Bizi seçin; yenelim” deyişini de ödülsüz bırakmadı ve dedi ki:
“Demirel hepimizin büyüğü, deneyimlisi! Onun çevresinde toplanın! Türkiye bir yandan PKK cinayetleri, bir yandan cana kıymalarla, 12 Eylül öncesinden on iki kez daha kötülemiş durumda. Körfez savaşının sonu, sadece Özal’ın yanılgısı olarak değil, iliklerinde hâlâ İslam ve Türk düşmanlığı taşıyan Avrupa ve Amerikalılar yüzünden aleyhimize sonuçlar verdi. Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracak Yunan planlarını Amerika tezgâhlamak üzere. İç ve dış olaylar ‘Kalkın, uyanın ey ehl-i vatan’ denilecek bir noktaya ulaştı.”
BİZE; MİLLET ; ANAMUHALEFET GÖREVİ VERDİ
Hayır, Sayın Yılmaz! Millet size “Partinizin ilke ve ayrıcalıklarını koruyarak Demirel hükümetinin çevresinde toplanın” dedi, “Bugün milli birlik günüdür” dedi. En büyük parti olduğu halde sayısı hükümeti ayakta dimdik tutmaya yetmeyen Demirel’e, “İddialarını yerine getirsin de görelim” diyerek diş gıcırdatıyorsunuz. Tabii, ünlü Fransız reklamcısından öğrenebildiğiniz gülümsemeyi de unutmayarak. Üzeri iyi niyet cilasıyla sıvanmış yüzünüzde ne öfke, ne diş gıcırtısı! Ya içiniz? İnanıyorum ki ANAP’lılar, sizin görüntü ve iyiniyetli sözlerinizin değerinin ölçmekle birlikte ülke yararını düşünmeyen bu gizli davranışlarınızı da yavaş yavaş tartacaklardır. Sizden görev bekleyen Demirel değil, Türk milletidir! Lütfen Baykal’ın sorumsuzluğuna düşmeyin! Bütün iyicil duygularımı da katıyorum, bu dileklerime. Yoksa Allah’ın, Demirel’i yalnız ve Türkiye’yi de hükümetsiz bırakmayacağına inancımda en küçük bir kuşkum yok.
Şardağ, R. (1991, Kasım 10). Öfke, Baykal-Yılmaz ve Millet. Milliyet, s. 15.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

