Bir büyük ozanın en yeni kitabı

Dostum ve öz kardeşimden farkı bulunmayan Cahit Külebi’nin, Güz Türküleri’ni, anlatılması güç bir kıvançla okuyorum.

1945’li yıllarda Ulus ve Cumhuriyet gazetelerinde kendim, henüz kendimi tanıtmamışken, Ataç merhumdan da önce, çağdaş ozanlarımızı inceleyen, değerlendiren yazılar yazardım. Cahit Sıtkı Tarancı, Külebi, Dıranas, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Orhan Veli, Melih Cevdet için “Bunlar büyük ozanlardır” görüşünü birkaç kez perçinlemiştim. Hepsi de dostlarımdı.

-“Şardağ, dostların olduğu için mi büyük ozan yargısına vardın” demede haklı olamazsınız. Çünkü büyük, ulu boyuttaki şiirlerini, onları tanımadan tanımış, o şiirler beni, yücelikleriyle şairlerine bağlamıştı. Sonradan bu kervana yeni büyükler, büyüksüler de katıldı; hatır, gönül hokkasına batmamış bir kalemle onları da övdüm, değerlendirdim.

TÜRKÜ DEMİŞ

Evet, Külebi şiirlerinde, türkü demekte haklı. Köyden çıkmış, büyük kentlerde okumuş, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı’na kadar yükselmiş. Ne ki havasını ciğerlerine sindirerek gözünü açtığı köy, gönlünden hiç mi hiç silinmemiş. Ozan, bir yeni dünya kurabilmişse ozandır. Cahit Külebi adlı büyük şairimiz de kendine özgü, kendine özgü olduğu kadar tüm insanoğullarına da açık dünyasını kurmuştur. Onun gönlünde köy, bütün insanlık acıları, sıcaklığı içinde hep tüte gelmiştir. Değerini, ulusunun gönlüne yerleştirmiş olan “Senin dudakların pembe-Ellerin beyaz-Al tut ellerimi bebek, tut biraz”ı anımsayın.

İşte kentliliği, köylülüğü ile karışan deyişlerden biri:

Üstüste iki dağ lâlesi;
Bir çift doru at dudakların. 
Ve arkasındaki ince çizgi 
Erişilmezliği ayrılıkların
 *
Hüzün imbiğinden çekilmiş
Dağlarda yeşeren ak çiğdem.
Öyle bir içsin ki damla damla
Yüzyıllar boyunca biriken.”

Sevgi ve aşk denen duygu Homeros’tan beri de, ondan önce de sayısız kez yinelendi. İşte bir daha yineleniyor: Yepyeni, yine insancıl ama başka bir zevk imbiğinden süzülerek ve bir kardeş konuşması sıcaklığı içinde:

Sen omuz silken çocuk,
Bense yirmisinde başı dik ozan.
Şimdiye dek kimseye vurulmamıştım ya.
Küçümseme de görmemiştim hiçbir kadından.

Sevgi dediğin yalvaç(*) olmaktır.
Arınmaktır bütün kötülüklerden
Yıldız ırmakları akan gözlerden
Toprak bir destiyi doldurmaktır.”

Bunca aşk şiirleri okudunuz. Sevdayı, sevgili tanımını bir de Külebi’den dinleyelim:

Gittikçe uzaklaşacaksın.
Süzülen bir kuş gibi değil.
Eski sevdalardan kopup kalmış
Ey süzgün, pembe mendil.
*
Sen bir küçük bulutsun gökyüzünde
Rengi açıldıkça dağılan
Nasıl derleyip yakalasın
Ölüme yaklaşmış bir ozan?”

Ozan, hem sözcüklerin cambazı(**) olacak, hem de hiç zorlanmamış gibisine rahat konuşacak. Cahit’le aynı yaştayız. Ben de hevesliydim şiir yazmaya. Bunca yaşa geldikten sonra şiir biçiminde bir şeyler bırakmaya. Nerede? Şair, en zor kaleleri devirdiği halde dizelerinde yorgunluğunu, didişmelerini belli etmeyecek. Yetmiş beşindeyim. Yirmi beş edebiyat, araştırma, din ve musiki üzerine kitap yazdım. İnanın, büyük ozanlara hâlâ imrene gidiyorum. Yine Külebi’ye, sevgili ozanımıza dönelim. Bu kadar zor duyguları, böylesine rahatçalıkla söyleyen ozana alkış tutalım:

Önizlemeyi görüntüle

Bir gün bir köy evi bacasından
Kara duman göklere çıkacak.
Külebi ölmüş dediklerinde
Umurunda bile olmayacak.
*
Erzurum taşı gözlerinde
Herkese ışıklar parlayacak.
Yine de, belki de birkaç kadının
Kirpiklerinde damlalar toplanacak
*
Senin, o sıcak, kiraz sesin
Sevecenlikle tınlayacak
Yine de, belki de birkaç kadının
Günlerce Meryem ana gibi susacak.

KÜLEBİ’NİN DÜNYASI

Bu dünyayı, size anlatmak için ne kadar çırpınsam, uğraş versem anlatamam. Hele Külebi gibi, kendi dünyasını, böylesine içtenlikli anlatan bir kalem dururken… Köy, insan sevgisi, safçıl ve ak bir anlatım.. İşte Külebi!

En çok yurdumdan söz ettim.
Doğayla, insanla içli dışlı.
Sevinçler, acılar, özlemler..
Hepsi de çatal dişli.
**
İlk ustam oldu benim halk..
Belleğimdi akıp giden ırmak..
Köylü diliyle türkü çığırdım;
Onlarla gülüp ağlayarak.
**
İkinci ustamsa doğa
Şiirlerimde alın terim.
Bozkır türküsüyle dolu ciğerlerim.
Taşları düzleyen rüzgâr gibi.
Doğayla yontuldu dizelerim.
**
Üçüncü ustamdı kadınlar
Tekdüze yaşantıya
Kaynar dururlar semaver gibi
Onlar öğretti bana sevgiyi
Gözleri çıra gibi yanar.
Ak bâdem olur tenleri,
Güvercin kanadına benzer elleri.

Bana sık sık şiir gönderen sevgili okurlarıma sevgili Külebi’nin Ankara Başak yayınlarınca basılan “Güz Türküleri”ni gönülden öneriyorum.

(*) Yalvaç: Peygamber
(**) Sözcüğün Farsça aslı “canbaz” dır. İstanbul söyleşiyle bu hale dönüşmüştür.


Şardağ, R. (1992, Şubat 23). Bir Büyük Ozanın En Yeni Kitabı. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Bir büyük ozanın en yeni kitabı” için bir yorum

Yorum bırakın