Niçin Demirel?

Okurlarım bilirler; benim siyasal bir parti, ya da kişilere bağlılığım pek yok. Zaman zaman, sayın Özal’a, incitmemeye çalışarak yaptığım eleştirilerin bir nedeni, öteki liderlere horlayıcı takılmalarındandır. Bir uzmanına sormadan yaptığı, Cumhurbaşkanlığını, Başbakanlığını yaratan ve çoğu doğru olmayan konuşmalarındandır.

DEMİREL’E GELİNCE

ANAP iktidarını yerden yere vuran basınımızın büyük çoğunluğu, sayın Demirel’in bazı sözlerini de anımsatarak seçimlere yakın günlerde kendisine takıldılar ve seçimlerde birinci parti olabileceğini kabullenemediler. Partilerin dışında kalmış hep böyle yaşamış olan Şardağ, kendisini Doğruyol’cu sandıracağından çekine çekine Süleyman beyi, birkaç yazıda inanarak öğdü. İnandığı Demirel seçimi kazanırsa bunun, ülkenin en büyük şansı olacağını yazdı.

Süleyman beyden, görüşme arzusunu belirten haber getirdiler, bir gün Güniz sokağındaki evine gittim. Kapıda kucaklaştık. Ben “Sevgili Demirel, önceden haber vereyim: ruhsal yapım gereği hiçbir partide barınamam. İçinizde pek çok arkadaşım, dostum olmasına karşın, Doğruyol’a da giremem. Size olan saygım getirdi beni buraya” deyince Süleyman Bey, sözü aldı:

Sayın Şardağ, sizi Meclis’te izliyorum. Türk kültür ve sanatına eserlerinizle yaptığınız katkılara hayranım.” diye yanıtladı. O, konuşurken gözüm, kitaplığına dalmış, en yeni siyasal, kültürel eserlerin adlarını ve onun, engin bir okuma zevki ve birikimini izliyordum.

Soruyorum: “Sayın Demirel, sizin bazı esprili ve sakız gibi her anlama çekilecek sözleriniz vardır: “Dün dündür, bugün bugün” gibi.”

Hemen yanıtlıyor. “Benim yanlış yorumlanan, yazarlara konu olan başka sözlerim de var. Bunlar sırf espri kabul edilse bile politikacıyı gündemde tutar. Nerede kaldı ki politikacı da insandır. Her doğan günle yeni atılımın, daha ileri görüşün içinde hisseder kendini.”

Soruyorum: “Ya yollar yürümekle aşınmazdaki amaç ve düşünceniz neydi?”

Çok rahat yanıtladı:

“Bugün yine ve üstüne basa basa söylerim Şardağ! Bu cümlem, demokrasinin yapısından gelen bir hak değil mi? Bugün bile bütün dünyada bazı siyasa, ya da siyaset dışı grupların kendilerince haklı buldukları konularda sokaklarda, caddelerdeki yürüyüşlerini görmüyor muyuz? Biz demokrasinin rafa kaldırılması çabalarını, ordumuza davetiye çıkarmaya çalışan bazı aydınlarımıza karşı söyledik o sözü. Bugün de demokrasinin bayrağı saydığımız, özgürlük haklarının çiğnenmesi heveslilerine karşı, yine söyleriz. Bu sözü, bir espri sayanlar için de sözüm yok. Bir parti liderinin espri yapması hakkı değil mi?”

ATATÜRKÇÜLÜK ÜSTÜNE

Sevgili Demirel, siz Cumhuriyet kuşağından geliyorsunuz. Geçmiş yıllarda Atatürkçülükten ödün verir gibi bir görüntü içinde oldunuz, zaman zaman.”

“-Sayın Şardağ, sizin İslâm yüceliğini yansıtan kitaplarınızı okudum. Gazetelerdeki yazılarınızı izledim. Ama kimse çıkıp da size Atatürk düşmanı diyebildi mi?”

Ben hemen atıldım:

“-Sayın Demirel, ilk günlük gazete fıkralarımı Yeniasırda yazarken hem Allah inancıma, hem Atatürk sevgime tanık olanlardan imzasız mektuplar alıyordum. Komünistler, “yobaz” diyordu. Yobazlar da “seni gidi komünist seni!” diyorlardı. Çok şükür bugün kimliğimizi tanıtabildik.”

Demirel sözü bağladı:

Şardağ, Mustaf Kemal, bu devletin sonsuza kadar dalgalanacak bayrağıdır. Lâiklikle İslâm’dan çıkılmaz ki! Lâiklik Cumhuriyetimizin devlet yapısının temelidir. İslâm dininde zorlama yok ki! İslâm dini, inanç dünyamızın temel taşıdır. Bir şeyi iyi ayırmak zorundayız. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun temel yapısı da İslâm’dı, ama yetmiş iki farklı milletin ayrı ayrı dinlerine, mezheplerine karışılmadı. Ne dine baskı olacak, ne de İslâm’a saygısızlık! Bu arada şanlı Atatürk, tüm İslâm dünyasının özlem bayrağı olarak dalgalanacak. Bizim lâikliğimize geçmişte biraz gölge düşmüşse bu, birlikte hükümet olduğumuz başka bir partiden doğmuştur.”

Son olarak sormuştum:

“Dünya kadar sizi eleştirenlerin kalemleri, sizdeki ileri atılımı önceden görseler, takılmalardan vazgeçerdi. Bir halk çocuğu olarak halkın bu kadar yakınındasınız şimdi.”

Demirel, biraz düşündükten sonra, beni biraz da şaşırtan bu konuşmayla görüşmeyi bağladı:

Vicdanımda patlamaya hazır halk sevgisini; koalisyonlar, ordu müdahaleleri, ağzımızı kopçalayan siyasal yasaklar yüzünden açığa vuramadık. Halk çocuğuyum. Halkımın bir bölümü yoksul görmeye katlanamam. İktidar nasip olursa namuslu, vatansever, sağ ve sol partilerin, aslında ortak olan halk sevgisini bayraklaştıracağım. ANAP’ın yere serdiği ortadireği ayağa kaldıracağım. İnsan haklarını tıkayan yolları açacağım.”

Yıllar geçti. Biz kalemimizi çekine çekine Demirel sevgisiyle kullanırken Süleyman beyi, hâlâ on beş yıl önceki Demirel sayanlar, onun, birinci parti olacağına inanmazlık içindeydiler. Şimdi ise Süleyman Bey, “Baba”laştı. Ulusun umut kaynağı oldu. Mutluyum. 


Şardağ, R. (1992, Mart 1). Niçin Demirel. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın