
Sanırım, bu sütunlarda, iyi niyetle bir kez daha dokunmuştuk. “Özal’a danışman” diye. Yok mu danışmanları? Ordumuzun güçlü komutanlarından olan dostumuz Yamak Paşa’yı dışta tutarsak, çevresinde; genç, bürokraside yüksek derecelere tırmanmış kişiler var. Bunların siyasi tarih, dünya ve kendi tarihimiz bakımından birikimleri var mı? Varsa neden edepli bir dille Sayın Özal’ın konuşmalarındaki yanlışlara, çelişki ve tutarsızlıklara işaret etmiyorlar? Yok, eğer bunların bilgi, tarih ve kültür dağarcıkları tamtakır kuru bakırsa ne yapacağız? Özal konuşacak, konuştukça bazı ufak, bazı da irice çamları devirmeyi, belki de ayrımına varmadan sürdürecek mi? Kul, padişah da olsa, cumhurbaşkanı da olsa yanılabilir. Türk-Osmanlı tarihinde, padişahları yanlış yollara iteleyen niteliksiz dalkavuklara rastladığımız gibi, gözüpek hükümdardan önce, Allah buyruklarına ve ülkesinin yararına dikkate alan zarif ve de korkusuz danışmanlar da gelmiştir. Şeyh’ul İslam Zembilli Ali Efendi’nin, Yavuz Sultan Selim’in pek çok öfkeli kararına da değiştirmesi gibi.
KONUŞMASIN MI?
“İnsan, biraz da dilinin altında gizlidir” derler. Bunda haklılık payı var elbet. Ne ki önünü ardını hesaba katmadan yapılan konuşmalar için Hz. Ali, ölümsüz bir özdeyiş bıraktı.
“Dinle; öğren. Sus; esen kal!” (*)
YILMAZ’IN ASIL GÖREVİ
Paris’te, ölümle pençeleştiğim günlerde, Türkiye’de seçim sonuçları belli olmuştu. Sayın Yılmaz, “Halkımız bizim muhalefet yapmamızı istedi” deyince yanıtlamıştım: “Hayır, Sayın Yılmaz, bu millet sizi, Demirel’in başkanlığındaki hükümete katılmanız için ikinci parti yaptı…” ANAP’ın yüksek oy almasında Sayın Yılmaz’ın, “Biz artık reşidiz” diyerek Özal’la arasında bir çizgi oluşturması da etken olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı’nın her Allah’ın gün, hükümete dağılma yazgısı biçen ANAP’lı konuşmaları, Yılmaz’da ve içinde çok değerli dostlarımızın bulunduğu ANAP’ta neden kımıldama, hatta ters tepki yaratmıyor? Hani reşit idiler? Özal’ın bu dikişsiz, kopçasız konuşmalarına karşı niye duyarlık içinde değiller?
“Şardağ, Özal’ın yapısı bu: Çoğu vakit gerçek bilgiye dayanmadan da olsa konuşmayı seviyor.”
Bu sözleri kendi kendime hep yineledim. Ona bir kızgınlığım mı var? Asla! Bu kalemi bana veren kudret, doğruları eğrilerinden ayırmak ve uyarma görevi için vermiştir. Sayın Özal’ın konuşmalarında hem bilgi yanlışları, hem çelişkiler, hem de gerçeklere uymazlık var. Bazı kez İslam diniyle, Kuran’la uyuşmayan dinsel çıkışları da oluyor. Bazılarını bu kalemin ucundan, onun kalbini de kırmak istemeyerek burada işaretlemek istiyorum. Özal, Konya’da konuşuyor:
“Atatürk’ün de hataları var.”
Atatürk’e karşı çıkan, koyu dincilere bağlılık sanısını uyandıran bir söz. Bir gün, dilinde Keçeciler, dayıoğlu Hüsnü ve özbeöz kardeşi Yusuf Özal… Hepsi topun ağzında:
“Efendim, koyu dinci, Cahiliyye devri insanlarıdır onlar!”
Büyük bir bilgi yanlışı: Cahiliyye dönemi insanları dinsiz, puta tapıyor, kâfir. Bir insan, hem koyu dinci, hem de puta tapanlardan olur mu?
ALLAH ZENGİNLERİ SEVER
Doğrudur diyelim. “Cumhurbaşkanının konuları bunlar mı olmalı?” bile demez geçerdim. Ama Kuran’da İslam’a başkaldıranlar Hz. Muhammed’i öldürmeye kalkanlar hep zengin. “Efendim, Özal, inançlı zenginlere işaret ediyor.”
Peki, madem öyleyse Hz. Musa’yı, ağaçlardan yaprak düşürerek sürüleri besleyen bir çobanken peygamberliğe layık gördü? Neden Hz. İsa’yı marangoz çırağıyken peygamber yaptı?
Anadan, babadan, dededen yetim, Hz. Hatice’nin davar ve kervanlarını güden bir yoksulken peygamber yaptı? Hz. Muhammed’i Mekke’ye, neden yoksul, göçmen ve kölelerden oluşmuş, ordusu ile girdi? Allah, çalışan ve varlığını yoksullarla bölüşen zenginleri sever elbette. Kuran âyetleriyle açıklama, bu sütunlara sığmaz ki! Sorun, âyetleri yazıp gönderelim.
VE AZERBAYCAN ÇELİŞKİSİ
Komünist Rusya, Azerbaycanlıları tanklarla ezerken Sayın Özal, Amerika’da; hem de Cumhurbaşkanı. Bir soruyu, hiç de ayaküstü yanıtlamak zorunda değilken, “Azeriler Şii’dir, İran’a daha yakındır” diyerek yanıtlıyor.
Banka, faiz, dış satım, serbest Pazar hesaplarından iyi anlayan Cumhurbaşkanı, o kadar yanıltıya düşüyor ki! Rusya’daki Azeri Türkleri; İran’dan, hatta yerinde gözlemlerimize göre İran’daki Azeri kardeşlerimizden çok uzaklar. Azerbaycanlılar, Türkiye’nin Atatürk’ün vurgunlarıdır. Sonradan Azerbaycan’a eşini yollayan Özal, kırılan potu iyi niyetle düzeltmek istemiştir.
Ne görüyoruz? Şimdi de bugünkü hükümetin önüne geçmek istiyor. Ermeni çetelerinin cinayetlerine karşı gürlüyor:
“Ermenileri biraz korkutmak gerekir!”
Nasıl korkutacağız? Herhalde öcü olarak değil. Sınıra asker yığarak, Azeriler gizli, dolaylı asker göndererek.. Çek çekebildiğin kadar… İyi ama, bunların konuşma yeri, Milli Güvenlik Kurulu değil mi? Hem kurulun başkanı kendisi. Orada, hükümetin, yani icranın başı var, hem de ordumuzun başı, deneyimli komutan, Güreş Paşa var.
“Gırtlak dokuz boğumdur” diye boşuna söylememiş atalarımız!
Sayın Özal, hareketli. Belki de sıkıntısından, sık sık konuşarak olaylara dalışlar yapıyor. Danışmanları, Köşk’e hareket getirmeli. Kültür, sanat, bilim, ekonomi toplantıları düzenlemeli. Özal’ın engel tanımayan coşkun mizacı, hep canlı tutulmalıdır.
(*) İsma’ta’lem üskut teslem.
Şardağ, R. (1992, Mart 29). Çok Konuşuyor. Milliyet, s. 15.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

