Özal rahatsız

Özal rahatsız… Peş peşe geçirdiği bir iki ameliyattan sonra şimdi de kanseri yenecek inşallah! Bedenindeki bu ağır hastalığı da atlatmasını ulu Allah’tan diliyorum.

Geçireceği operasyonun öncelerinde; hükümeti, orduyu, basını yurt içinde ve Amerika’da sıkıntılara sokmasının nedenlerini düşündükçe konuyu deşiyor, deştikçe de yeni soru işaretleriyle karşılaşıyorum. 17. Dönem Meclis kürsüsünde kendisine kalp operasyonu için şifa dilerken, “Ne ki onda bir gurur hastalığı var; asıl ondan kurtulsun istiyorum” anlamını içerik bir cümle kullanmıştım.

YANILMIŞIM

Bugün ilkenin içinde, hükümette ve orduda yaşattığı sıkıntıları gördükçe işi gurura bağlamada yanıltıya düştüğümü sanıyorum.

Sayın Özal, “Atatürk’ün de hataları var” diye, Konya’da Refah’çıların oyunu kısıtlamak için ortaya bir cümle atıvermişti. Bu sefer Amerika’lardan, TRT’ye geçtiği haberde, Atatürk’ü överek Kürt konusunda, onu kendi yanına almak iççin Suriye’deki Kürt ve Arap’ların bizimle federasyon kurma dileklerine olumlu baktığını söylüyor. Onlar yabancı, sınırlarımızın dışında. Sınırlarımız içindeki Kürt kökenlilerle ise yüzyıllardır aynı vatan bahçesinde aynı gülleri koklamışız. Nerede kaldı ki bir profesörümüz gizli ve açık tutanaklarda Atatürk’e bağlanacak böyle bir söz bulunmadığını kanıtlamış bulunuyor.

ÖZAL BİLMEZ Mİ?

Sayın Cumhurbaşkanımız, bilmez mi, bu söylediklerinin yanlış olduğunu? Bilir! Öyleyse neden söyleyip ortalığı karıştırıyor?

Türkiye’de asker, 12 Eylül’den sonra, hâlâ kendisinde sivil yönetime el koyma kuşkusu yaratanlardan yana rahatsız. Bundan Üruğ rahatsızdı. Ondan sonraki Genelkurmay Başkanı Torumtay Paşa rahatsızdı. Hele yakın dostumuz Kara Kuvvetleri Komutanı Fisunoğlu Paşamızın, “Ordu müdahalesi yaftasını iki de bir, bize doğru bir işaret mendili gibi sallayanlardan çok rahatsızız Şardağ! Ordu, yasaların çizdiği sınırda ve sivil yönetimin emrindedir.” diyen sözlerini hayranlıkla saptamıştım. Genelkurmay Başkanımız da, sonunda Özal’ın üstü örtülü ordu müdahalesi ihtimali görüşünü elinin tersiyle itmek gereğini duydu.

Sayın Cumhurbaşkanımız, ordunun akıl ucundan bile böyle bir müdahale arzusunu geçirmediğini bilmez mi? Bilir! Öyleyse neden bu astarsız lafları söyleyip ortalığı toza, dumana boğar?

MİLLİ GÜVENLİK KURULU SÖZCÜSÜ MÜ?

“Benim bu Kürtçe yayın görüşümü askerlerimiz, bazı komutanlarımız da benimsemişlerdi. Bu görüşe sıcak bakmışlardır.”

Yurt içinde bulunan bir sayın komutanımız bunu hemen yalanladı.

Sayın Özal, Milli Güvenlik Kurulu’nun Başkanıdır; sözcüsü değil. Niçin ağırbaşlılığı bırakıp da sözcülüğe talip olur?

“Özal bilemez mi ki Cumhurbaşkanlığı icra makamı değildir. Hükümet ve Meclis’tir, yasama, karar alma ve yürütme yeri. O da bunu bilir. Öyleyse neden bu tutarsız laflarla ortalığı toz duman etmek ister?”

O Sayın Cumhurbaşkanı ve pek çok yetkisizler, Osmanlı tarihi üzerinde rastgele yorumlar yapmadalar. Osmanlılardan kalma haritalara bakarak “Lazistan eyaleti, Kürdistan Eyaleti denilmiş. Onlar da federasyonu yeğlemişler” görüşünü iteliyorlar.

Evrenin hayretini üzerine çekmiş, Vak’a nüvis (*) lere, her biri üçer, altışar cilt tarih yazdırmış olan bir konuda Prof. ve değerli hoca Neş’et Çağatay’la birlikte “Osmanlı tarihinde hoşgörü”yü hazırlıyoruz. Biz, bu yüce tarihin içinden zor çıkacağız. Sayın Özal, Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısını bir kalemde çiziyor. Hatta, onun yanlışlarına işaret ediyor. Şu acı rastlantıya bakın ki bir yandan da büyük Türk ulusunun bir kolu olan Osmanlıların hoşgörüsünü, vefasını yaşamış olan ve ataları adına Amarika’da kendisine şükranlarını sunan Musevi topluluğu temsilcileriyle yanyana resim çektiriyor.

“Özal, bu tutumunun yanlış olduğunu bilmez mi? Öyleyse neden bu tür imrenilmez sözlere zaaf duyar?”

ANAP’lı oluşundan mı? İyi ama Kürtçe yayın konusunda, ANAP’lı iki sâbık Başbakan, kendisiyle birlik değil; karşıt görüşleri savunuyorlar.

Hükümet rayına oturmuş gidiyor. Bazı yanlışlarına karşın, çalışmaları rayında. İsmet Sezgin terörün, Suriye’den, başını ezdirip döndü Türkiye’ye.

Hikmet Çetin, Dışişlerinde çetin bir ceviz… Üstün başarı yolunda.

Demirel Ortaasya’da, anayurdumuzda Türkiyeli ve Asyalı kardeşlerimizin ortak bayrağını açmış, evrenin gözünü fıldır fıldır eden bir yüce başarı gezisinde…

Tam bu sırada, Özal’ımız, bu güzel gidişe takoz koymamak gerektiğini ve Cumhurbaşkanı olmadaki ağırlık ve güzelliğin ne demek olduğunu bilmez mi? Bilir!

Öyleyse neden böylesi bir tutum içindedir? Bilemiyorum. Freud’ü karıştırıyor, içinden çıkamıyorum. Yüce Atatürk’e bakıyorum, ortaokul öğrencilerinin bile çözebileceği bir ışık tutuşuyor: Atatürk, “Ne mutlu Türkiyeliyim diyene” dememiş ki! “Ne mutlu Türküm diyene!” demiş, değil mi efendim?’

Sayın Özal’a, bedeni gibi ruhsal dünyası için de Allah’tan şifa, iyicilik, anlayış ve sorumluluk duyguları dileyerek…

(*) Vak’a nüvis: Olayları yazan kişi. Eski Osmanlı tarihçilerine verilen ad.


Şardağ, R. (1992, Mayıs 3). Özal Rahatsız. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın