İkinci Cumhuriyetmiş

Kuru, basbayağı bir gürültüdür gidiyor;

İkinci Cumhuriyet!”

Solun en sivri köşesinden çarkettikten sonra, “Özal’dan büyük devlet adamı yok ”diyenler… Sağın en ucunda, kıskıs gülenlerin ağız şapırdatmalarından da güç aldıklarını sananlar ve bazı toy kalemler konuşuyorlar. İnsafsızlığı, sırıtıkla birleştirenler çiziktiriyor:

İkinci Cumhuriyet!”

Bu topraklarda bir avuç ülkücü asker; boyunları hem düşmanların hem sondan bir önceki padişahın ilmiğe takılmak üzereyken kükremişler, sömürge, ya da manda devlet olmaktan bizi kurtarmışlar.

Kikirikler, bundan rahatsızlar sanki:

Birinci Cumhuriyet askerlerin cumhuriyeti. Buyurun 2. Cumhuriyete!”

Halide Edip gibi vatansever bir kadınımızın, umudu sıfırı tükettiği bir anda, “Bari Amerikan mandasını kabullenelim” dediği o zifiri karanlık günlere, gözleri çapaklı, gönülleri kapalı, delikleri hem sağa, hem sola açık mızıkalarını öttürüyorlar:

Birinci Cumhuriyet… İkinci Cumhuriyet kurulduğunda…”

NEREYE VARIR

Bu sözlerin ucu nereye varır? Barışta, savaşta ilk hedef tahtası, güvenliğimizin sancakları askerlerimiz kırılmaz mı? Anafartalar’da, elinde silahı, gönlünde vatan ve cumhuriyet inancı, birliğinin on beş metre ilerisinde yürüyen Mustafa Kemal’e, onun bir avuç ülkücü arkadaşlarına, “O devir birinci cumhuriyetti” diyerek cami duvarına yönelmek pek ayıp olmuyor mu? Paçasını toplayamamış olan bu tıfıl yazarların ağabeyleri de sütunlarında, susmakla vicdanlarını rahatlatabiliyorlar mı?

MENDERES’İN OĞLU DA

Kuracağı partiyi nereye rampa edeceğini henüz aydınlığa kavuşturamayan sevgili Menderes’in oğlu da tutunacak bir kulp yakalamış gibi:

İkinci Cumhuriyet’te…”

1946’lı yıllarda büyük Atatürkçülerden Hikmet Bayur, demokrasinin eksiksiz uygulanışını “Cumhuriyet” içinde olağan saydığı, namuslu bir seçim yasası çıkarılmasını savunurken Halk Partisi saflarından bir laf atma:

“-İyi ama Sayın Bayur, Atatürk döneminde çok parti var mıydı?”

Bayur’un yanıtı, bugünkü “ikinci cumhuriyet” çilerinde şimşek çaktırmalıdır:

“-O zaman Atatürk vardı!”

Neymiş efendim! Şimdi gerçek demokratikleşme dönemiymiş; ikinci cumhuriyet gerekliymiş.

Büyük Mustafa Kemal, iç ve dış şer kuvvetlerinin ülkeyi boğmak üzere olduğu günlerde bile Meclis’i açık tutmayı onur saydı.

İkinci bir partiyi, muhalefetin doğmasını uygulamaya geçirmek, istedi. Yaşları yetmeyenlere anımsatalım: Fethi Bey’i fes giyerek karşıladılar. Cumhuriyet’e dinamit sokulmaktayken girişim, bir süre geriletildi. 1946 seçimlerindeki oy çalınmasına üzülen İnönü’nün, rahmetli Günaltay’a uyarısı:

Mümkün olsa da bu seçimlerde kendi aleyhimize bir şeyler yapıp muhalefete geçsek. Es kaza kıl payı kazanırsak bu milleti, namuslu bir seçim uyguladığımıza inandıramayız.”

Ve asker İnönü, “1.Cumhuriyet”te, önünü ilikleyip rahmetli Bayar’ın cumhurbaşkanlığını kutlamadı mı?

GAVGAVLAYANLAR

“2. Cumhuriyet” diye gavgavlayanlardan çakar almaz bir atış daha:

“-Lozan anlaşması yüzünden..”

Koskoca Lenin’in rejimi yere seriliyor. Rusya parça parça.. Onun bizdeki yavuklularının gıkı çıkmıyor da “İkinci Cumhuriyet” te “İkinci Cumhuriyet” diye vızıldaşıyorlar.

1.Cumhuriyet” te vatan kurtuldu, camilerimiz kilise yapılmadı. Birinci Cumhuriyet’te askerler hemen sivilleşti. Demiryolları ulusun malı oldu. Çok partili yaşama geçildi. O günlerin zorunlu devletçiliğinden piyasa ekonomisine yavaşça yönelindi.

Yine 1. Cumhuriyet’te ordu, hükümet ve devletin buyruğu altında saf tutuyor. Üç Genelkurmay Başkanı, “biz sivil yönetimin buyruğu altındayız” diyor. Evren Paşa, – bunu da yalanlamaz inşallah- en büyük hatalarının Meclis’i ve partileri kapatmak olduğunu üzülerek söylemişti.

Türkiye’de sol çizgide bir parti, sağ ve solun arasındaki gergin teli gevşetti. Demirel, partisiyle, yanyana onunla hükümette. Askerler kışlasından, ancak sivil hükümetin işaretleri ve karşılıklı görüş alışverişiyle terörün söndürülmesine destek oluyor. Hâlâ “ordu da ordu” diyenlere karşı birilerinin çıkıp “Anlamaktan bihabersin ey kulağına dürttüğüm” mü demesi gerek?

“-Birinci Cumhuriyet.”
Hayır!
-İkinci Cumhuriyet.”
Hayır! Asla! 
Sadece ve sadece Cumhuriyet!


Şardağ, R. (1992, Eylül 13). İkinci Cumhuriyetmiş. Milliyet, s. 17.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın