İki bakanlığın arasında ta’lim ve terbiye

Hafta içinde ucu Milli Eğitim ve Kültür Bakanlarına dokundurularak geçiştirilen haberler yayınlandı: Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Atilla İlhan, Hilmi Yavuz ve daha birçok romancı, ozan, öykücü ve denemecinin kitapları, Kültür Bakanlığı’nca yasaklanır olmaktan çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise tam tersine, bu isimleri okul kitaplıklarından dolaylı olarak da öğrencilerden koparıyor. Bu yazar, ozan ve romancıların çoğu Batı dillerine çevrilmiş. Türkiye’den uçup evrene renk ve ses sunuyorlar, öğrencilerimize, bu ünlü yazarlarımız için yasak konulması ne kadar yakışıksız. Sayın Demirel’in oluşturduğu demokratikleşmeye ters düşüş, üzücü olmuyor mu?

Evet, Kültür Bakanı bu ayıptan sıyrıldı. Zati bu anlayış, Sayın Zeybek tarafından başlatılmıştı. Adları solcuya çıkmış ünlü yazarlarla sağcıya çıkmış tıpkısına güçlü yazarlar, önce Devlet tiyatroları gündemine girdi.

Fikri Sağlar, Meclis’ten tanıdığım, sevdiğim dostumdur. Tıpkı Köksal Toptan gibi, Sağlar, iş üreten bir bakan. Sanatçının, sanatına bakmak dururken, onun kimliğini eşelemeye gerek duymadı. O, güzeli çirkin gösteren kara gözlüğü attı.

YA KÖKSAL TOPTAN

İş başına geldiği günden beri, çocuklarımızın öğretimsiz kalmamaları, üniversiteyi kazanıp da lisede takıntıda olanların kurtarılması, üniversite test sistemindeki hokkabazlıkla liselerdeki kör hafız örneği bilgi ezberleticiliğinin ortadan kaldırılması için, kısaca Milli Eğitim’in iki yakasını bir araya getirmek için uğraş verip duruyor. Sevgili dostumuz Avni Akyol’un da bu konuda nice uğraşları vardı.

Köksal ne yapsın ki, Avni Akyol ne yapsın ki! Bu Ta’lim-i Terbiye’nin zihin ve görüş ufku böylesi yetersiz olursa Milli Eğitim yokuşu nasıl aşılır?

Milli Eğitim Bakanı adına da Ta’lim ve Terbiye Kurulu’nun Sayın Başkanı buyuruyor:

“Efendim, biz kitap yasaklamıyoruz. Sadece bilim ve uzmanlar kurulunun önerdiği kitapların, kitaplıklara girmesini sağlıyoruz.”

Adama sormazlar mı:

Şu ünlü uzman ve bilim kurulu kimlerden oluşuyor, bir açıklar mısınız?”

Sizler, ne zaman sanat ve edebiyata karşı taktığınız o kara gözlükleri çıkaracaksınız? Sanatın sizden beklediği sevgi ve insancıl bakışa ulaşacaksınız?

Türkiye’nin güneyinde filiz verenlerin dramı, İnce Memet’te, insanlığın ortak yazgısını nasıl dile getiriyor, anlayabildiniz mi? Yukarıda adlarını saydığım, sizden pasaport vizesi alamayan ozanlarımızın çevirileri, salt ülkemizde değil, çevrildikleri dillerde de bir yeni gül açmış; bu konu, uzmanlarımızın burnuna değebildi mi? Sizler, Arif Nihat Asya’yı Orta Asya’ya bayrak açan bir-iki şiiri ile bellemiş, gerçekten nefis “Bayrağım” şiirinin ötesindeki zengin dünyasına bile inememişsiniz. Sağ, ya da sol ayrımını sanata sokanlarla yaşamım boyunca tartıştım. Karşımdakilere, güzele davetten önce onların siyasetin zifirisinden paklanmalarını bekledim. Siz, siyasal kimliğine göre ozan, yazar, adlarını değil, onların eserlerini inceleyeceksiniz; kimliklerini değil. Çalışkan, verimli bakanımıza destek olacaksınız, köstek değil.

Televizyonda mı anlattım, bir konuşmamda mı bilmiyorum. Okurlarımdan özür dileyerek bir anı daha anımsatıyorum…

Tahran televizyonundayız. Başkanlığını yaptığım Hâfız kongresinden dönüşte emekli Prof. Muhit-e Tebâ Tebâi, çağrılılar karşısında bir aralık,

“-Şardağ, sizin Nâzım Hikmet’ten büyük ozanınız var mı?” deyiveriyor. Biraz çekingenlik anı yaşayıp, sonra “Evet, siyasal görüşleriyle beraber değilim ama o, Batı’nın da büyük ozanı” deyince, hoca program sonunda çay içtiğimiz bir bahçede beni sıkıştırıyor.

Şardağ, ben Allah’lı yoldan geliyorum. Nâzım da Allah’sız. İstiklal Savaşı Destanı’nı ve tutukevinden eşine yazdığı şiirleri okudum. Atatürk’ü anlatışına hayran oldum. Sanatta bir yükseliş noktası var. Bir sanatçı oraya çıkmışsa dinine, milliyetine, siyasetine ve rengine bakmadan külâhımı çıkarırım.” 

Bilmem, Ta’lim ve Terbiye Kurulu ile sanat eserini bırakıp sanatçılara takan o ünlü uzmanlara bir şeyler duyurabildik mi?


Şardağ, R. (1992, Eylül 27). İki Bakanlığın Arasında Ta’lim ve Terbiye. Milliyet, s. 19. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın