Hanımlar okusun

Televizyonlar, özellikle özel televizyonlar, gece kulüpleri ve büyük gazetelerin magazin ekleri yarış içinde; “Hanımları nasıl çirkinleştirebiliriz”, “Onların, erkek gözündeki çekici gölgesini nasıl söndürebiliriz” sorusuna her gün ve her gece yanıt arama uğraşısı içindeler. Üç gün önce, bir gazetemizin ekinde, kadın hamamlarının eski tellaklarını andıran cıbıldak bir hanımın fotoğrafı altında da güzelim romantizmi utandıran bir not:

-“Romantik görünüş..”

Süslenmek mi? Televizyona çıkma gibi bir amaçları olmasa da zâti süslenilir. Oje, pudra, gece ve gündüz yumuşatıcıları, renkli kalemler, romantik, çarpıcı biraz da şaşırtıcı saç biçimleriyle onlar süs denilen kavramın iççindeler. Renk, çizgi, biçim ve boyaların büyüleyici ellerle; yüzde, saçta, parmaklarda yarattığı güzellik tabloları unutulur mu?

GEÇMİŞTE DE VARDI

Binlerce yıl öncesinin dinsizlik dönemlerinde de vardı süslenme. Sanırım, cahiliyye döneminde Sodom ve Gomore rezilliklerinde de kadın, bugün özel televizyonlarımızdaki gibi çirkinleştirilmemiştir. İslâmlığın kabulünden sonra eski rezillikleri önlemek, Müslüman kadınlara, kendilerinden yüz kat fazla olan kâfirlerden korumak için, “sokağa” çıkarlarken üzerlerine bir şey örtmeleri emir olunmuştur. İslâm’da süslenme yasağı yok ki! Başkalarına yasak olan yerlerin korunmalarına işaret buyurulmuştur. Yoksa, divan şairlerinin hayallerini ölümsüzleştiren o süslü sevgili imajları nasıl doğardı?

Geçmişte de kadınlarımız, rastık, kına ve sürmelerle boyanırlardı, ama abartıcılık yoktu. Bir kibarlık ve incelik görüntüsü, büyüleyici bir tül gibi örter ve süslerdi onları. Gözleri âhûlaştıran sürmeler, kaşlara, kirpik üstlerine buğulu ve gizemli bir görünüm kazandıran o tatlımsı karaltı, Müslüman-Türk kadınının yüzyılları dolduran süsleriydi. Ulu Allah’ın kendisi, “Cemildir, güzeldir.” Yarattıkları da ondan kopmuş yıldız parçaları.. Kutsal kitabımız, kâfirlere karşı bir önlem olan örtünme, kendini gizleme buyruğunun hemen arkasından, “Bilebilseniz, takvâ örtüsü sizin için daha hayırlıdır” buyurur. Yani, inancı pekiştirmek, Allah sevgisini ruhlarda tutuşturmak.. Asıl örtü budur.

Niçin özel televizyonlar, dergiler ve gazetelerimiz, “Soyun! Daha soyun! Daha, daha soyun yarışındalar?” Acaba kadın cinselliğinin, üzerindekilerini ve iç çamaşırlarını faryap etmeden de yansıtılma olanağı yok mu? Hatta -sanırım, devlet televizyonunda- birbirlerini ilk kez gören çiftlerin sarmaş dolaş öpüştürülmesinde de hanım kızlarımızı ve televizyonu yücelten bir görünüm yok. “Şardağ, buna fanatifk bir davranışın yüzünden mi karşısın?”

Hayır, hayır! Güzel değil de ondan. Amaçlananın tam tersi oluyor da onun için. Bu furyada, kadını soyuluyor, erkek soyuluyor. Televizyon soyuyor, kulüpler soyuyor. Merak ediyorum, soyulacak hiçbir giysisi kalmayan kadını soymak için sıra neresine gelecek? Taxime Kulüp diye, adı bir Fransızca’da bulunmayan bir gece kulübü, adındaki “k” , “x” le yazarak karılaşmış erkekleri soymaya başladı. Bu kulüplerde, birbirlerine yabancı kız ve erkek çocuklarımızın yarı soyunuk, içkili ve dumanlı bir gecede, rahatça (changer le dâme) yani “karı değiştir” oyunu içinde içinde, birbirlerini mıncık mıncık edişlerindeki estetiğe bakıyorum. O günlerin ötesinde onlar, nasıl da pestile dönmüşlük içindedir? Ailelerine, çevrelerine karşı nasıl bir yabancılık, burukluk, boşluk ve ezilmişlik içindedirler!

ESKİDEN DE

Saça, göze, kaşa biçim verme, onları süsleme güzel değil mi? Eskiden de vardı bunlar. Alna seyrek düşen perçem, biraz daha rahatça ve dağınık düşen zülfler unutuldu mu? Omuzların iki yanına uzun dalgalar halinde inen giysiler, kalbe oklar halinde batan kirpikler; şarkı sözlerini oluşturan şiirler halinde yüzyılları aşıp gelmiyor mu? Nicedir, âşıkları tutkun eden bu güzellikler hâlâ söylenip durmuyor mu? Yoksa efendim, güzeli hep sevegelmişizdir. Bu satırların sahibi de harem ağası değil ki!

İşte şair Itri’nin, bizim ortaya çıkardığımız iki dizesi:

Padişâhiyle, veziriyle, reâyâsiyle
Severiz biz güzeli, ruha şifâ, câna safâ”

YA BUGÜN

Bugün öyle mi ya!. Kırmızı Arnavud biberini haşla! Yama halinde alt dudaklara yapıştır. Ağızlara, açık tuğla kırmızısı boyayı lapa gibi kondur. Bir okka jöleye batır saçları; şöyle kazık gibi. Sprey ve boyanın, sanırım bir haftalığı birden boca edilsin saçlara! televizyonlarımıza çıkabilmek için röfle ve meç, saçlara bir gecede dolduruluyor. Ya kaknem, ya da umacı biçiminde arslan yeleleri moda ya! Haydi, yeleleri korkunç, arslan kafalı hanımlar! Cadılık modası sanki!

Soyun! Daha, daha soyun! Sırıt! Sırıt! Daha daha sırıt! Önce ceketsiz, sonra gömleksiz, daha sonra sutyensiz ve daha sonra hiçbir şeysiz!

Hanımlar! Kadın dernekleri!..

Güzel bu mu? 


Şardağ, R. (1992, Ekim 22). Hanımlar Okusun. Milliyet, s. 19. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın