İndir bindir

Ortalık toz duman… Önce hükümetten başlayan bir indirme girişimi:

“-Özal yasalarla indirilir!”

Basının ilk sayfalarında, çekici haber niteliği içinde ve sütun yazarlarımızda görüşler:

“-Özal indirilecek!”
“- İndirebilirler mi? Oy toplamı 300’ü bulacak mı?”
“-İn deyince de baş üstüne deyip inecek mi?”

Avara kasnak çevirmek değil mi bu? Bugüne kadar Marks’ı anlamamış, onu Rus bolşevizmiyle bulamaç yapmış olan bizim bazı solcularımız, “Varsa Özal, yoksa Özal” teraneleri içindeler. Özal’ı indirmeyi, askeri darbeyle eşdeğerde tutmaya çalışıyorlar. Sanki yasalar işletilecek değil de kendisi, heyamolla’yla alaşağı edilecek.

BİR ATILIM

Özal’ın parti başkanlığı döneminde serbest piyasa ekonomisine hız verildi. Döviz yoksulu bir ülke dövizlendi. Kısa yoldan da olsa, bir bölümünün kurnaz tilkiliğine, bazı koruyucu kanatlar ve papatya eşleri destek olsalar bile zenginlerin sayısı yoksullaşanlarla ters orantıda şiştikçe şişti.

Ama bu atılımlar, – kaç kez söyledik- tek başına Özal’ın değil, ona bilgileriyle destek vermiş bunca uzman, deneyimli arkadaşlarının ürünüdür. Eğer bu girişimleri alkışlayacaksanız, Çankaya’ya çıkmayı yükselmek sanarak şişinen, her Allah’ın günü ve her konuştukça pot üstüne pot kıran Sayın Özal’ı değil, ilk yıllarındaki ANAP’ı alkışlayın!

ÖZAL NEREDE?

Elimde koskoca bir dürbün, Çankaya’ya bakıyorum; Özal nerede? Göremiyorum ki! Yaptığı tutarsız konuşmaların ışığı ile onu arıyorum.

Teröristler için af çıkarmak niyetiyle bazı girişimlerde bulunuyor. Tam “günaydın” diyeceğim ve onu bir yerlerde bulacağımı sandığım sırada, bir de bakıyorum, PKK’ya karşı girişilecek “bahar harekâtı” ile uğraşıyor.

Çankaya’ya çıktı mı acaba diye düşünürken onu, kendi kardeşi, yeğeni ve Sayın Keçeciler dahil, eski dostlarını dincilik ve putperestlikle suçlamak üzere ANAP’ın başına geçmiş görüyorum. Elinde bir havan topu, Mesut Yılmaz’ın yanında olmayan bu zümreyi topa tutuyor.

Bir ara Çankaya’yı gözlüyorum.

ALLAH ALLAH

Sayın Özal, yine Çankaya’ya dönük dürbünüme çarpmıyor. Oradan inmiş, ANAP’a doğru hızlı hızlı koşuyor. Bu sefer topun ağzında Mesut Yılmaz! Nişan noktası olarak onu seçen Özal, dün, yerin dibine batırdıklarına el edip yanına toplamış. Komut veriyor.

“-Basiretsiz Mesut Yılmaz’a hücum!”

Özal iniyor… Daha aşağılara iniyor. Onu Çankaya tepesinde, yükseklerde görmeyi isteyen gözümüz boşboşuna aramada. O, aşağılarda, çıkmıyor bir türlü; iniyor.

TUTANI VAR MI?

Var efendim! Kendisini yükseklerde gören var mı? Eski solculardan bazıları… Marks’tan sonra, iyice ırgalanan dünya içinde sağ partiler biraz daha merkeze, hatta sağa kayarak sosyal devlet görüşünü paylaşırken, sosyalizmi Rusya’nın kıskacı içinde kalarak yorumlamaya çalışan bizim solcularımız yeni bir sığınak bulmuşlar gibi. Sayın Özal, “Görmüyor musunuz? Ben her gün, Çankaya’dan iniyorum” dedikçe, onlar, “Sen her gün yükseliyorsun” havasındalar.

Özal’da bir endişe var: “Susarsam unutulur muyum?” Bu nedenle hep konuşuyor. Konuştukça da iniyor.

Hangimiz, Şardağ, konuşurken yanlış yapmayız, potlar kırmayız?”

Elbette hepimiz. Ama bizler, ona göre, sıradan insanlarız. Azerileri, bu en büyük milliyetçi Türkleri, bilmeden İran’a bağlayabiliriz. Doğruyu öğrenince özür dileyerek düzeltiriz. Sayın Özal’ın öyle anlaşılıyor ki Yamak Paşa dışında uyaranı yok. Her konuşmasında öfke küpü olması önlenemiyor. Genel kültür eksiklikleri önceden düzeltilemiyor. “Kırmızı görmüş boğa gibi olduğunu söylemek, en sıradan insana bile yakışmaz efendim” diyebilecek gerçek Özal yakınına rastlanamıyor. Bir “indir! bindir!” gidiyor.

“-İndireceğiz.”

Damarına basılan yaramaz çocuğun horozlanışı:

“-İndir de gör bakalım! İndiremezsiniz?”

Kendi kendime, şaşkın soruyorum:

Aman efendim, o, çıktığı günden  beri zati inmiş değil mi?”


Şardağ, R. (1992, Ekim 29). İndir Bindir. Milliyet, s. 17. 

Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın