
Milliyet’te, Almanya’daki “Hıristiyanlaştırılan Türkler” dizisini ezinçle okudum. Hanidir, Almanların, Türkleri nasıl Hıristiyanlaştırdıkları hakkında mektup alıyorum. Beni uyandırıyorlar. Hıristiyanlaştırılan Türklerden birinin mektubu ile zati uyanmıştım. İncil kursuna çağırıyor.
Üzülmez misiniz? “Büyükelçimiz, hükümetimizi uyarıyor mu? Milli Eğitim Bakanlığı’nın din ve ataşeleri, bakanlığı neden ırgalamaz?” diye düşünmez misiniz?
Bir yanda bu Hıristiyanlaştırma, bir yandan da Ata’yı manen kurşuna dizmeye hazır elleri silahlı, kafaları külahlı, dişleri bıçaklı Müslüman(!) Cemalettin Kaplan’lar.. Bunlar, Hıristiyanlaştırılan Türkler için uğraş verecekleri yerde ölüsü ve anısı bile Türk milletini diri tutmaya yeten Atatürk’ün dinsizliği(!)ne karar vererek diş biliyorlar.
Geçmiş yüzyıllarda Türk ulusu, kendisine teslim olmuş ya da daha sonra yenik düşmüş hiçbir ülkenin Hıristiyan halkına İslâmlaştırma uygulamadı. Değil Hıristiyanlıklarına, mezheplerine bile karışmadı. Ama onların Haçlı ruhu, hâlâ Müslüman milletlere kin kusuyor.
Yalnız Almanya’da değil, Türkiye içinde de Müslümanlar iki ateş arasında. Bir yandan gizli Hıristiyan örgütleri, Yahova Şahitleri, Kur’ân’a yeni eklemeler yaptığı savıyla Allah adına ortaya çıkan, İran kaynaklı Behâriler, bir yanda da Müslümanlığı sömüren, Kur’ân’ın aslına inmemiş kişiler ve partiler.. Bir de efendim, Kur’ân’a arkasını dönmüş, kulaktan kapma bilgilerle İslâm’ı anladığını sanan aydınlar..
Aydınlarımız bakıyorlar ki Müslümanlığı Bayrak yapan partiler, sözgelimi Refah Partisi, devrimlerin, lâik Atatürk’ün yanında değil. Geçmiş yıllarda kadayıfın dibini kızartmakla uğraşırken Ata’nın mezarına gitmemek için inatla direndiler. 30 Ağustos’ta Mustafa Kemal’in meydan savaşını, Alparslan’ın Malazgirt savaşıyla birlikte kutlamak varken milletimizin alınyazısını saptayan 30 Ağustos’u ıska geçtiler. Bu tutumdan, bu fanatizmden iğrenenler “İslâm bu mu?” diye yüksündüler.
ONLAR YANILTIDAYDI
Neden Kur’ân’a inerek “İslamın gerçeği, Erbakan’ın tutumuna uyuyor mu?” diye aydınlanmak istemediler? Değeri altınla ölçülmeyecek kadar üstün İslâm ilahiyatçılarımız neden sustular? Televizyonlara, İslâm bilgisiyle cihazlanmamış insanları çıkarıp kafa kafaya tokuşturmanın komikliğini yaşamadık mı?
Sayın Ecevit, “Refah bize daha yakın” deyişi eleştirilince yanlış anlaşıldığını ileri sürerek Erbakan’ın karşısına geçti. Televizyonda yan yana geleceklermiş. Dostumuz ve İslâm duygusu ile cihazlanmış Ecevit, Erbakan’ın İslâmla uyuşmayan yanlarını açığa çıkarabilecek mi?
Korkarım Erbakan’ın konuşmaları, halkımızın aydın olamayan kalabalığında, İslâm’ın gerçeği ve derinliği dışında iz bırakacak.
İKİNCİ FATİH
İstanbul’u alan ve Hz. Muhammed’in mübarek dilinde, “en kutlu komutan” olarak övgü ve sonsuzluk kazanan Fatih Sultan Mehmed’den sonra ikinci Fatih değil mi Mustafa Kemal? Yedi düvelin pis çizmeleriyle dolaştığı İstanbul’u ve tüm vatanı kurtaran Mustafa Kemal, ikinci Fatih değil mi? “Adil düzen”imizi, parçalanmış, köle bir vatanda mı kuracaktınız?
Bugün, Refah’ın Amerika’ya çatışından daha çok çatıyoruz biz. Kıbrıs için, Türkiye’deki başka sapık kalemlere karşı Refah’çılardan daha da yüksek perdeden konuştuk, yazdık. Ama ille Amerikan düşmanlığı, ille Musevi düşmanlığı İslâm’ın hangi şartında var ki! Kâfirlerle yapılan anlaşmalara bile bağlı kalmamızı buyuran, Allah’ımız değil mi? İncil’de ve Kur’ân’da ulu Allah, “Ey Araplar, ey Yunanlılar, ey Fransızlar, ey Türkler” yerine, “Ey insanoğlu” buyurur. İstanbul’da Rum mimara, cami yaptıran, yabancı uluslardan ressam, mühendis, bilim adamı getiren Fatih, İslâm’ın dışında mı?
DİNE ARKASI DÖNÜKLER
Dini gerçeği ile yansıtamamışlara softalara karşı tepkiler var:
“-Yahu! Şu Avrupalılarda din ne güzel! Devletten uzak tutulmuş. Bizdeyse..”
“İslam, kadınları ikinci planda tutar.
Yalan!
“İslamda yüzler makyajlanacak, vücutlar örtülecek.”
Yalan!
“İslamda birden fazla kadınla evlenmek var.”
Yalan!
“Atatürk laik, Kur’ân laik değil.”
Yalan!
Ülkemizde herkes dinden konuşur; yetkili ağızlar susar. Din bilgisi sıfır, ya da kıt Müslümanlar, Hıristiyanlaştırılır.
Türkiye’de sağ, sol tüm partililerin mensupları, dillerinden İslâm’ı düşürmez, ama onu incelemeye gönül vermez. Allah’ın, nimetlerini bütün kullarına bağışladığını bilmeyen İslâm’ın, bir fukara sınıfın devrimi olarak başladığını kavramayan Cumhurbaşkanı bile, “Allah zenginleri sever” diye fetvâ verir. Televizyona hazırlanan Erbakan, İslâmlıkla ilgili “karakucak güreşini” ah, bir de Şardağ’la yapmaya razı olsa.!
Şardağ, R. (1992, Kasım 19). Bir Allah’sızı Dinlerken. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

