
İbrahim Sûresi’ni açıyoruz. 31. Âyette, “Kıyamet günü gelmeden önce ver” buyuruyor yüce Allah:
“Ey Muhammed, inanan kullarıma söyle, namaz kılsınlar. Alışverişin, dostluğun fayda sağlamayacağı o gün gelmeden önce kendilerine verdiğimiz rızıktan, açık ya da gizli harcasınlar.”
Elindeki mal varlığının tümü senin değil ki! Oraya harca, şu lükse yatır. Kotralarını, otomobillerini her gün yenile. Paralarını altına yatırıp elinden çıkar. İyice çarçur et. Buna hakkın yok. Hani sen, fazla malın emanetçisi idin? Bu emanetleri yine yerine vermedin?
– “Yakın olana, düşküne, yolcuya hakkını ver… Elindekini saçıp savurma.” (İsrail Sûresi, Âyet: 26)
Yardımı yapmıyor, yoksula hakkını vermiyorsan Allah nezdinde Allah’a eş koşanlardan farkın yok:
– “Rablerine eş koşmayanlar, yeniden O’na dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış eder, daha ileriye ulaşırlar.” (Hacc Sûresi, Âyet: 61’in sonu)
NİÇİN HARCAMAYIZ?
Göklerin ve yeryüzünün asıl mirasçısı, asıl sahibi Allah iken niçin harcamayız? Niye işi zekâtla geçiştirebileceğimizi sanırız?
– “Göklerin ve yeryüzünün mirasçısı Allah olduğu halde ne diye O’nun yolunda harcamıyorsunuz?” (Hadid Sûresi, Âyet: 10)
Yüce Peygamberimizin savaş ganimetlerini kime dağıttığını biliyor muyuz?
“Ey zekât vererek paçayı kurtardım sanan kardeşlerimiz! (Zekâtın yeri geldiğince zekâtınızı verin) buyurur Allah’ımız. İslâm tarihine eğilirseniz büyük velilerin yaşamından ne büyük dersler alınabileceğini anlarsınız. Allah sevgilisi Şeyh Sadi, O’nun bize iki tane el vermesinin nedenini, birinin yoksul kardeşlerimize yardım etme nedenine bağlar. Bencil zenginler yanında, kendilerine aileden miras kalmış nice varlıklı veliler kıyaslama yapmışlar, zengin olup dağıtma görevinde eksiklik yapmaktansa, yoksul olup Allah katına kusursuz gelmeyi ayrı ayrı düşünmüş, ikinci yolu seçmişlerdir. Çünkü Allah sevgisi, yoksula yardım sevgisi, onları bu yola götürmüştür. Çünkü âyetler, Allah emirleri kadar kesindir, düşündürücüdür ve ürkütücüdür.”
– “Birinize ölüm gelip (Rabbim benim ölümümü yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım) diyeceği zaman gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan harcayın.” (Tegaabun Sûresi, Âyet: 10)
Verenlerin, (Fıtrayla, zekâtla işi geçiştirdim) demeyenlerin ruhlarında duyacakları bir mutluluk yok mu? “Nefsin tamahkârlığından korunan kimseler, işte onlar mutluluğa erenlerdir.” (Tegaabun Sûresi, Âyet: 16)
DÜNYA DEVLETİ
İslâm sosyal adaleti, dünya devletinin de temelidir. Allah’ı, dini, İslâm’ı dillerinden düşürmeyenler, eğer Allah’ın sosyal adaletini bilselerdi ve buna inansalardı Müslüman ülkelerin hali bugünkü “Biri yer, biri bakar” vicdansızlığına bürünür müydü?
Bugün Müslüman toplumlarda, varlıklı insanlar gibi hükümetler de sosyal adalette İslâm’ı tanımak, Kur’ân hükümlerini gözden uzak tutmamak zorundadır. Ata’nın, sosyal adalet yolunun açıcısı olduğunu biliyoruz. Köylüyü, memleketin asıl unsuru yapmak isteyen, yoksul işçi haklarının yanı başında siper olarak İş Bulma Kurumu’nu, Çalışma Bakanlığı’nı kurduran odur. Hâlâ çıkaramadığımız toprak kanununu ilk öneren, topraksız köylüyü toprağa kavuşturmak isteyen odur. Kurtuluş Savaşı’nı izleyerek yaptığı ülke gezilerinde Ata’nın dilinden sık sık dinlediğimiz bir deyim vardı: “Hakikat-i İslâmiye”. O, yaşamı boyunca (İslâm’ın gerçeği) diye çırpındı durdu. İşte bu sosyal adalet anlayışı da İslâm’ın temeliydi. Yıllarca eşelenmemiş, zekâtla geçiştirilmeye çalışılmıştı.
Özeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Bir pehlivanın, bir gece, yanı ağrıyordu. Bu ağrıdan gözüne uyku girmedi. Doktora gitti, hekim ona: “Bunca ıvır zıvır yiyen, sindirimi zor sebzeler yiyen kimsenin, sabaha nasıl çıktığına şaşarım.” İnsanın göğsüne Moğol okunun saplanması gibi sindirimi güç.
*
Ey Sa’di, kimsenin eline bakma. Çünkü veren, ancak Tanrı’dır. Gerçeği görecek olursan, bil ki sana başka kapı gerekmez. Tanrı’nın kapısı yeter. O kapıdan ayrılma. Eğer o seni koğarsa hiç kimse istemez.
*
Eğer yüce Tanrı, taç bağışlayacak olursa, uzat başını. Ama Tanrı istemiyorsa, otur, başını kaşı.
*
Sanma ki, Tanrı kulundan vazgeçsin, rızkına kalem çeksin. Sen evreni yaratan Tanrı’ya yalvar ki rızık açıklığı versin. Yoksa o, rızkı bir kez bağlayacak olursa hiç kimse açamaz.
Şardağ, R. (1991, Nisan 8). Ramazan Köşesi 23. Milliyet, s. 11.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

