Demirel için

Bir aydır basınımızı izliyorum. Demirel’le ilgili olarak bazı yazar ve siyasilerimizin, Süleyman Bey’in Cumhurbaşkanlığını gagalamaya çalışmalarındaki tutum hepsinde farklı. Kimi, orta karar, “ne şiş yansın, ne kebap”çı. Marksizmden yola çıkarak sonra merhum Özal’la birlikte İslâmcılara ve Nakşiliğe özenen birkaç kalem, en az iki aydan bu yana gözlerinin çapağını Demirel’le açmış, eleştiri yerine küçültmeyi yeğleyerek küçülmüştür.

Kusuru yok mu Süleyman Bey’in? Eksiği olmayan bir kul gösterebilir misiniz? Üzerindeki balçıklardan arınıp dünya yüzüne ayak basan Adem babamız, sanırım ilk günah işleme za’fını da birlikte getirdi. Ulu Tanrı, Adem babamızı, işlediği günaha karşın, utancının karşılığı olarak peygamberliğe layık görmüştü. Biz, biraz da günahlarımızla güzeliz değil mi?

Demirel’in yaşamını herkes gibi gazetelerimizden izlemiştim. Halkçı Parti’den istifa edip beş yıl boyunca bağımsızlığı seçtiğim Meclis günlerinden tanımıştım. Kendisinde, ülkeme hizmet aşkının her zaman, partiye hizmet aşkından çok yükseklere ulaştığını izledim.

Meclis tutanaklar müdürü bir gün yanıma yaklaşmıştı:

Hocam, dünkü konuşmanızın bir tıpkısını, Sayın Demirel, az önce aldırdı.”

“Başka konuşmaları da aldırır mı?”

“Evet efendim, hangi partiliye ilişkin olursa olsun, seçme yaparak, sık sık aldırır. “Çankaya’ya yolladığınız Süleyman Bey budur.”

KİTAP, KİTAP…

Evindeyim. Ardında, sağ ve solunda kitaplar… Bazılarının arasına kâğıtlar sıkıştırılmış kitaplar… Güniz Sokak’ta oturduğu masanın üstünde, sağ ve solunda kitaplar… Bu ağır, yoğun ve her türden kitapların arasından kalkan başın, konuşurken rakamlarda, tümcelerde ve mantık terazisinde bir atlama yaptığını, aksadığını gördünüz mü?

Çankaya’ya yolladığınız Süleyman Bey bu!

DÜŞMANLIKTAN ESER YOK

Eski Demirel’deki büyük değişimi, o muhalefetteyken bu gazetede tek bir yazıyla belirtmiştim. Bir parti lideri bir hafta ezberledikten sonra manşetlere yakıştığını sandığı bir vecize ortaya atıyor diyelim: “Demirel çare değil, biçare.”

Bazı habercilerin, iyi bir mal bulmuşluk içinde sarıldıklarını bu söz, bizim yükseğinde ve liselerinde yaptığımız hocalıklara dayanarak söyleyelim. Süleyman Bey’in, Isparta gülleri gibi güzel kalbine en küçük bir iz bırakmaz. Bunun demokrasinin temeli olan muhalefetin şanından doğduğunu kabul eder.

Evren Paşa’ya biraz kızgındı, ama daha çok kırgındı. Paşayla yaptığım sonuncusu dışında kimsenin bilgisi içinde bulunmayan konuşmalarımdan birinde, Demirel’in parti ve Meclis’i kapatmalarına çok üzüldüğünü anlatmış, Demirel’e de paşanın, bundan çok üzgün olduğunu duyurmuştum. Geçen gün Çankaya’daki Demirel ve Evren’in yüzlerinde esen barış ve bahar rüzgârını görmediniz mi?

Çankaya’ya yolcu ettiğimiz Süleyman Bey bu!

Demirel’de öfke yok mu? Var! Camiden çıkan cemaat ve imamı öldüren, görevini yapmakta olan jandarma er ve polislerin evlatlarını yetim bırakan, kundaktaki yavrularıyla birlikte günahsız anneleri boğazlatan Apo’nun günün birinde, Türk ordusu ve koalisyon hükümetinin azmi karşısında “Hadi mütareke yapalım” demesine karşı bazı gerzeklerin, “Buyurun Kürtlerle barış masasına” yı işlemelerine, millet bütünlüğünün parçalanmasına öfkelenir. Müslüman ve Müslümanlık saygısızlıklarına kızar. İslâm gibi güzelim bir dini, vatanı, özgürlüğü ve bu ay yıldızlı bayrağı bize yeniden armağan eden sevgili Mustafa Kemal düşmanlarına karşıdır.

DEMİREL’DE SEVGİ

Sevgi eşsizdir. Rahmetli Özal’ı Elektrik İşletmesi Memurluğu’ndan alarak Devlet Planlama’ya getiren odur. Onu kısa süre içinde Başbakanlık Müsteşarlığı’na yükselten, kısaca sevgiyle kucaklayan odur. Ondan güzel karşılık gördü mü, bu ayrı bir konu. Ama birini severse, onu sıcacık gönlüne sokar, gösterilen vefaya bin katıyla yanıt verir. Bugün kendi partisi, ya da hükümetinde bu sevgiyi sindiremeyip yüzüne gözüne bulaştıranlar olsa bile onu sevgiden vefadan zor koparırsınız. Geçmişte gördüğü sıcak ilgiye karşılık vermeyi, yüreğinde namus borcu kadar sağlam ve sıcak tutan Süleyman Bey’in yeni hükümet kurulurken kişisel sevgi bağını ülkenin yüce çıkarlarına üstün tutmayacağını bir onur sözü olarak ortaya sürüyorum.

VE NAZMİYE HANIM

O da kadın değil mi? O da Başbakanlık ve parti başkanlığı yapan Demirel’in eşi değil mi? O da acıların kadını değil mi? Geçen yıllar içinde sesini, ilgi odağı olma çabalarını hiç gördünüz mü? Çektiği acıları, kan kustuğu günlerdeki kahırları, ya da Başbakan eşiyken ki övünme fırsatlarını kullandığı kimin dikkatini çekmiştir?

Çankaya’ya, Süleyman Bey yanında bir hanımefendiyi de yolcu ediyoruz.

Milletime, Demirellere hayırlı olsun!


Şardağ. R. (1993, Mayıs 20). Demirel için. Milliyet, s. 19.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın