
Yeryüzünde Tanrı elçileri aracılığı ile yayılan dinler; kavgayı, kargaşayı, kardeşliğin karşıtı olan düşmanlığı ortadan kaldırmak, yoksulluğa son vermek için oluştu. Gelin görün ki, her dinin ardından anlaşmazlıklar, düşmanlık ve kavgalar yayıldı durdu. İnsanın doğasındaki güzellik ve çirkinlik eğilimlerini kızıştıranların çoğu da hep din adamları arasından türedi.
Batı’da, aynı Allah’a, aynı İsa Peygamber’e inananların birbirlerini öldürmelerini, kilisede papazların, İsa aşkına, İsa’ya inananları öldürmelerini, bilmeyen Müslüman kardeşlerimiz pek az. Ama İslâm’ın yüce Peygamberi daha ölüm döşeğindeyken anlaşmazlık ve de kavgaların başladığını bilmeyenler için tarihin bu sayfalarını biraz olsun karıştırmaya zorlandık.
NEDEN?
Hafta içinde Yargıtay Başkanımızın çağrılısı olarak Türkiye’ye gelen Suudili dört hakimin yaptıklarını gördünüz. İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmadılar. Niçin? Müslüman Türkiye’yi yedi düvelin yok etmeye çalıştığı bir dönemde, bir büyük vatan evladı Mustafa Kemal kurtuluşa götürmüş. “İslâm şairi” diye ünlenen Mehmet Akif’imiz de bu bağımsızlığı ve kahramanlığı simgeleyen ve milli marşa dönüşen bir şiir yazmış.
Baro Başkanı’na, Yargıtay töreninde konuşma hakkı tanımayan Yargıtay Başkanımız, bu adamları önceden uyaramaz mıydı? Sonradan, bir-iki gazetemizde çıkan haberden de anlaşıldığına göre meğer gelenlerden hiçbiri hakim, hukukçu değilmiş. Bunlar kadı olan bir baba ile üç çocuğundan ibaretmiş. Başbakanlık makamına rahmetli Özal’ın tercihi ve üyelerin oylarıyla gelen bir başkanın bu konudaki tutumu hiç güzel değil ve adalet toplumu bakımından umut kırıcı, ama biz Arap milletinin, Bosna ve Azerbaycan’daki Müslümanlara kılını bile kıpırdatmayışının asıl nedenine doğru inişe geçelim.
HZ. MUHAMMED’E YAKIŞTILAR MI?
Hz. Muhammed!.. Yoksullara, zaiflere karşı yufka, kâfirlere bile Müslümanlara sataşılmadıkça yumuşak, adı güzel Muhammed (S.A.)
Dünyanın ve öte dünyanın en yüce, en güzelim yasası olan Kur’ân’ı bildirirken öldürülme girişimlerine kadar, nelerle boğuştu.
Hz. Muhammed zamanında ne tarikat var, ne de mezhep! O öldükten sonra bu bölük bölük oluş neden?
BUHARİ’Yİ DİNLEYELİM
Peygamberimiz ağır hasta… Asıl cânan ile sevda yoluna çıkmak üzere… Tanrı elçisi, bir kâğıt kalem ister. Getirsenize, a Arap kardeşlerimiz; vasiyetini yazacak.
Hayır! Kimse, kalem-kâğıt getirmiyor. “Benden sonra sapıklığa düşmeyin” diyor, yüce Elçi. Kimse yerinden kıpırdamaz. Birbirleriyle çekişirler. Hz. Muhammed’in işte son cümlesi, Müslüman soydaşlarına:
“-Başımdan gidiniz, benim yanımda çekişmeyiniz!”
“Peygamberimiz nereye gömülsün?”
Çekiştiler!
“Peygamberin mallarını kızına mı, karısına mı miras bırakalım? Yoksa Hazine’ye mi mal edelim?”
Kapıştılar.
Kendisini Mekke’ye mi, Medine’ye mi gömelim? Buhari’ye göre hep didiştiler. “Efendim, bunlar meşverettir” mi diyeceksiniz? Ya O’nun ölümünden sonraki Halife, yani peygamber vekillerine karşı işledikleri cinayetler?
Ömer’i öldüren o pis eller kimin? Müslüman Türklerin mi? Osman’ı hançerleyen Peygamber yeğeni ve damadı şair bilge, kahraman Ali’yi sabah namazına giderken şehit edenler, iki Peygamber torunundan birini zehirleyerek, birinin Kerbelâ’da susuz ve alçakça öldürerek şehit edenler kimler? Emevî, Abbasîlerin mezhep kavgaları ve kanlı cinayetlerle lekelenişlerine ne diyelim?
ALLAH’IN ŞU UYARIŞINA BAKIN
“Mescitlerde, Allah’la baş başa kaldığınız zamanlarda kadınlarınıza yaklaşmayın”. (Bakara Sûresi, Âyet: 187)
Hz. Muhammed zamanında tek bir tarikat ve mezhep yoktu. Onun ölümünden sonra İslâm’ın bu kargaşasına, dünya devletini yönetmedeki çirkinlik, çıkarcılık ve çarpıklıklarına kızanlardan bazıları, tasavvufla, içe dönmeye dayalı tarikatlar kurdular. Bunlar hakkında ayrı bir günde konuşuruz, nasipse.
Ancak İstiklal Marşımız dinlenirken ayağa kalkmaları gerektiğini, Yargıtay Başkanımız bu saygısız Suudilere anlatamadı mı? Hoş! Anlatsaydı bile onlar, yine Müslüman Türk kardeşlerine bu horlamayı reva göreceklerdi.
İslâm gibi en güzel, en birleştirici, dünyamızı, yaşamımızı nurlandırıcı güzelim bir din bile onlara, saygıyı öğretememişse ne yapabilirsiniz?
A Başkanım şart mıydı o dört saygısızı ve sahte hâkimi davet etmek ve boyumuzun ölçüsünü almak?..
(*) Peygamberimizle konuşma ve tanışma onuruna sahip olan kimseler.
Şardağ, R. (1993, Mayıs 27). Dört Suudili ve Din Kargaşası. Milliyet, s. 19.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

