Siyasetçilerimiz için kocaman bir ayıp

Refah düzeyinin aşağılara kaymasının ve eşcinsellere karşı beslediği tuhaf sempatinin bayrağını sallaya sallaya başkan seçilen Clinton’ın, Yunan’dan yana tavır koyacağı besbelliydi. Türkiye’nin, ulusal birlikteliğini Kıbrıs için Denktaş’tan yana koyup Amerika’ya ve sülalesi İslâm ve Türk düşmanı olan Butros Gali’ye, “dur” diyeceği zaman, bugünler değil miydi?

Yüzyıllarca, Haçın anlamını çarpıtarak Müslüman, özellikle Türklere karşı kustukları kine doymayan Hıristiyan dünyanın, “İnsan öldüren yanıma gelmesin” buyuran sevgili İsa Peygambere de ters düştüğü görülüyor. Bosna’da, son Müslümanları ölüme göndermek için danışıklı kararlarla küstahlaşan dünyaya karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni dolduran sayın milletvekillerimiz ve partilerimizden, iktidar ve ana muhalefetten gık çıkıyor mu?

Kıbrıs’ta şehid vererek yalnız Türkleri değil, Rum çetelerinin elinden Rumları da kurtaran Türk ordusu, adada sükûnu kurmuştu. Ne oldu ki saygısız Amerikan yönetimi iki yanlı bir politika izliyor. “Kıbrıs dışında sizinle dostuz, ama orada, sükûnu Amerika ordusu kursun” diyesi olacak kadar küçülüyor. Ona karşılık Doğru Yol Partisi’nin adayları genel başkanlık şovmenlikleri ile basında afişlenme perendeleri atmakla meşgul. Ülkenin sorunları, hergünkü umut kırıcı dış haberler, onları hiç mi hiç ırgalamıyor: “Bugün gazetelerde yıldızım kaça çıkmış? Bir yıldız daha mı düşmüşüm?..” varsa, yoksa bu! Sanki kendilerini, bini aşkın delege değil de basın seçecek.

YILMAZ’DAN GIK ÇIKMIYOR

Ana muhalefet lideri Mesut Yılmaz Bey ve arkadaşları da ülkenin yazgısını etkileyecek bunca dış ve iç olaylar karşısında, partileriyle birlikte, takım halinde uykuda.

Almanya’da, “Doyçe Aber Ülles”çi(*) Hitler köpekleri, milyonu aşkın Türk kardeşimize tıpkısı cinayetleri işliyor. İktidar partilerinin nefretlerini belirtmesi yeter mi? Bu konular, parti, iktidar ve muhalefet sorunları değil ki! Bütün partilerin, Büyük Millet Meclisi’ne ortak önerge verecekleri günü, ne zamana kadar bekleyeceğiz? O Meclis’te, iktidar ve muhalefete mensup milletvekilleri, iyi anımsarlar: Dokuz arkadaşımı yanıma alarak Kıbrıs ve ülkenin dış politikası konularında, kaç kez genel görüşme önergesi vererek uyuyan muhalefet ve iktidarı ırgalamaya çalıştım.

KIŞ UYKUSUNDA MISINIZ?

Ey muhalefet, ey iktidar ve özellikle tüm muhalif partilerin liderleri! Uykuda mısınız? On yıldan beri süren terörü, bu hükümet ve Türk ordusu durdurmuştu. Yazık ki yüzyıllardan beri kardeş olarak Türk gömleği altında birlik halinde, kaynaşa kaynaşa geldiğimiz Kürtleri Meclis’te Türk düşmanlığına çağıran bir partiyi SHP koynunda büyüttü. Ne zaman hangi hükümet, yöre halkının çevresel dillerine karıştı ki! Tarihin uzak yüzyıllarından, bugün “Kürt” denilen kardeşlerimizle aynı soy kökü içinde karışmış olarak geldik. Çok Sayın İnönü, af buyursunlar, babaları ne zaman “Kürdüm” dedi? Ve de ne zaman bu millet onu Cumhurbaşkanı seçerken bir soy endişesine kapıldı? Ama gelin görün ki Apo, çevresine Ermeni çetelerini de içerik olmak üzere yabancı, sünnetsiz gerillaları, Avrupa basınını, dış kaynaklı silah ve paraları da toplayıp çocuk, kadın ve camiden çıkan imam ve cemaati öldürürken bizim basının bazı zıpçıktıları, kalemleri midelerine yapışık olanları, Apo’yu televizyona çıkardılar. Ayaklarına gidip konuşmalar yapmayı zafer marşı gibi sütunladılar. Yüksek Güvenlik Konseyi, tam Güneydoğu halkından, yanılıp Apo’ya katılanlardan pişmanlık duyanları bağışlama kararına vardığını ilan edince caniler, silahsız askerlerimizi pusu kurup öldürüverdiler.

İktidarın muhalefete birlik olalım önerisi, Doğru Yol adaylarının, genel kurulu sokağa, basına, Meclis’e düşürme çabalarıyla aksıyor diyelim, ana muhalefet, Doğru Yol, CHP, DSP ve Refah’çıların; bu dış ve iç konulardaki birlik ve beraberliklerini, ulusal birliği pekiştirmeleri gerekmez mi? “Önce millet, sonra parti” diyemez miyiz?

(*) Almanya her şeyin üstünde.


Şardağ, R. (1993, Haziran 3). Siyasetçilerimiz İçin Kocaman Bir Ayıp. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın