Üzülüyor, utanıyorum ama yazıyorum

Günlük siyaseti bu sütunlarda işlemekten hep çekinmişimdir. Şiir, musiki, edebiyat, tarih, Türkçemiz ve önemli sanat eserlerinin değerlendirilmesi… “Hep bunlar üzerinde durayım” diyorum. Ama bir konu, memleketimin konusu haline gelmişse, ona, herkesten ayrımlı olarak, tarih içindeki kökenine eğilerek dokunmaktan da kendimi alamıyorum. Terör bunlardan biri:

Ortada yeni bir Başbakan ve hükümeti var. Orduyla iş birliği halinde önlemler almaya çalışıyor. Konunun Kürt yanı ayrı; terör yanı ayrı. Fehmi Işıklar’ın şu sözlerini birlikte okuyalım mı:

Selam olsun, halkların kardeşliği ve insanların eşitliği için mücadele edenlere! Selam olsun, sömürü, baskı ve zulme karşı duranlara! Selam olsun, insanlık onuru işkenceyi yeneceğiz diyenlere!”

Tamam efendim! Bizde katılıyoruz, şapka çıkarıyoruz. Ama neden, neden bu sözlerin altına, “yazıklar olsun bu kutsal görüşü çarpıtarak kendi Kürt kardeşleri de dahil, çocuk, kadın, imam ve cemaati öldürenlere!” cümlesini eklemiyoruz?

Apo konusu bir terördür. Fehmi Işıklar ve arkadaşlarının yolu, Güneydoğu halkının haklarını, Türk milleti adına korumaktır. Herhalde terörü savunmak olmamalıdır.

TARİHİMİZDE BİR UTANÇ BÖLÜMÜ

Bizim tarihimiz yüzlerce yıl, Apo’ları ve terörü koynunda barındırmış, özellikle 17. yüzyıldan sonra yaşamı, teröristlerle sarsılmıştır. Ya daha önceki yüzyıllar?

Türk milleti, tarihin en eski ve en büyük topluluğu!.. Coğrafyasal, ekonomik koşullar ve Moğol zulmü yüzünden göçmüş, parça parça olarak dağılmışız. Köktürk ve Hun devletlerinin zincirleme devamı olanların, birbirlerini vurma eylemleri, terör niteliğine ulaşır, yer yer. Horasan’a önce gelenlerle sonra gelenlerin kavgaları.

OSMANOĞLU’LARDA

Selçuk devleti Moğolların elleriyle yıkılır. Ertuğrul oğlu Osman’ın Bizans kalleşliklerine dayanamayıp çevresini büyüttüğü sıralarda Türk kökenli kardeşlerimiz olan Karamanoğulları, yıllar yılı Osmanlı kardeşlerini arkadan vurmaya çalıştı. Haçlı Bizans’a destek oldu. Öteki beyliklerin hemen tümü kardeşleri olan Osmanlılara karşı.. Malatya’daki Germiyanoğulları.. Menemen, Akhisar, Foça’ya yayılmış ve kardeşleri Osmanlılara karşı Bizans İmparatoru Andronikos’la birlikte savunma paktı imzalamış. Saruhanoğulları, Osmanlılar aleyhine pek çalışmayan Aydınoğulları dışında kurulmuş ve Osmanlıları yok etmeye çalışan beyliklerin yaptığı nedir? Terör değil mi? Bunlar, bırakalım, tarih sayfalarında kalsın!

Huzursuzluk için, din ve şeriat adına oluşturulan terörü, Kanuni’den sonra bu devlete soluk aldırmadı.

Özellikle 17. yüzyıldan bu yana, başta ya bir din adamı şeyh, ya katil bir sapık olmak üzere yirmiyi aşkın terörist, devletimizi hırpalamış durmuştur. Mehdilik iddiasında bulunan bir şeyh, Gürcü Nebi, Katırcıoğlu Mehmed, Saka Mehmed, Hasan Ali, Mahmud Ağaoğlu, Kütahyalı Kalem bey, Nazlı Musullu, Rum Ahmed ve Celali.. İşin en acı yanı, bu adamlar, İstanbul’a kadar gelebiliyor, kan akıtıyor, devleti soyuyor, halka illallah dedirtiyor. Arkalarını da bazı din adamlarına ve paşalara dayamışlardır. Örneklerin bazısını sunmaya kalkmak bir kitap doldurur.

Bir şeye dikkat ettim. Osmanlı-Türk sancağı altında toplanan bu büyük milletin teröristleri içinde Kürt kökenli bir tek insan yok. Kurtuluş Savaşı’nda terör yok muydu? Çerkes Edhem ve Batılı devletlerin kışkırttığı güneydoğu Ermenilerinin zulümleri de terör değil miydi? Atatürk’ün çevresinde kenetlendiğimiz o günlerden yıllar sonra başlayan, karınları dış kaynaklarla doyurulmuş terör, ANAP iktidarı zamanında da vardı. Rahmetli Özal’ın ANAP başkanıyken susup susup, Cumhurbaşkanı olduktan sonra “Kanımda Kürt kanı var”, “PKK’ya af çıkaralım” deyişindeki yanlış neydi? Terörle Kürt sorununu karıştırmaya hâlâ devam ediyoruz. Başbakan “Bu işin hakkından millet olarak birlikte geleceğiz” derken, sayın Yılmaz’ın, “Kürt sorununu biz çözeriz” deyişine karşı, ey ülkemde çoğunluğu oluşturan partisiz, yansız vatandaşlarım! Siz neler düşünüyorsunuz acaba? Camiyi, imam ve cemaati yakanlar için, Müslüman ve Kürt kaynaklı kardeşlerimiz için Refah susuyor. İki sol ve demokrat partinin saygıdeğer liderleri susuyor. Salt partiler arasında değil, iktidar partisi içinde de hükümete karşı sırt çevirme, genel kurul bekleme havası var.

Azerbaycan’dan dışlanıyoruz. Bacaksız Suriye, çarlık dönemi kursağında kalan Rusya, Türkiye’yi savaşılması gereken kâfir ülkesi ilan etmiş olan İran karşısındaki bu kopukluğumuz nedir? Terörü besleyen kaynakları araştırırken bu ulusal kopukluğumuzu da dikkate almaz mısınız?


Şardağ, R. (1993, Temmuz 22). Üzülüyor, Utanıyorum Ama Yazıyorum. Milliyet, s. 19. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın