Rüşvet-İsraf-Pislik

1983 ANAP iktidarında başlayan, “zengini daha zengin etme, dışsatımı ve iç alımı çoğaltma, işçi, memur ve emeklinin pestilini çıkarma politikası” pek çok ve de parlak yeniliklere sahne olmuştu, ama dilden düşmeyen ortadirek edebiyatı da unutulup gitmişti. Rüşvet, ihale yolsuzlukları ve halkın emilen kanıyla beslenme gibi pislikler, günümüze gelip dayandı. Her sabah gazetelerimize uzanan vatandaş bakışları, ya bir ihale yolsuzluğu, ya rüşvet ya da trilyonluk düğün, nişan ve sünnet düğünleriyle çapaklarını siliyor.

YENİ Mİ?

Yooo! Bu mal edinme hırsı, bu rüşvet alıp verme, yetim hakkı yiyerek halkın kanını emme, Osmanlı tarihinin Yıldırım Beyazıt ve de sonrasını doldurur. Veziri de, Sadr-ı âzâmları da, hatta padişahları da rüşvet ve israfın çukuruna batmıştır.

Rüşvet tatlı mı? Kuşku yok, bunda çokları için bir çekicilik var. Mal biriktirme ve israf da öyle. Ulu Allah, kutsal kitabında bu hırslılar için, hele altın, mal biriktirenler için en ağır hükümleri koymuş. Musalla taşında “ölünün kaç arsası, ne kadar villası, birikmiş kaç milyarlık altını var” denilmeyeceği bilindiği halde bu pisliğin tadı, tarih boyunca, millet hırsızlarının damağında yapışıp kaldı.

Yıldırım Beyazıt’la birlikte Osmanlılar, rüşvet hoş mu gördüler, ya da etkisinden mi kurtulamadılar? Hele İran ve Bizans saraylarıyla tanıştıktan sonra onlar onlardan mı aşılandılar?

Kanuni haber alır ki Halep’te bulunan vakıf eserlerine, bazı soyguncu devlet adamları şeyhülİslâmdan fetva da kopararak “a’şâr-ı şeriyye” adıyla, yani “meşru ondalar” fetvasıyla el atmışlar. Padişah üzerlerine yürür bu hırsızların; mallarını yoksullara dağıtır. Ama gelin görün ki kendi sadr-ı âzamının ortaya çıkan korkunç malları, utanç konusu rüşvet karşılıklarıdır.

YA PADİŞAH İBRAHİM

Rüşvete batmış olan padişah İbrahim için işte müfti Abdürrahûn Efendi’nin fetvası:

Resmi ve bilim makamlarını, layığına vermeyip rüşvet karşılığı hakkı ve layığı olmayanlara vermekle devletin gidişini altüst eden padişahın tahttan indirilmesi ve yok edilmesi gerekir.”

Zaman zaman rüşvetin üzerine gidildi de utandılar mı sanki? Tarihi biraz daha eşeleyelim. III. Ahmed ve sadr-ı âzam Damat İbrahim Paşa dönemi Sa’dâbâd, Ferah âbâd ve Çerâgan alemleri… Ülkemiz, aldıkları toprakları veriyor. Dış itibar sıfırı tüketmede. Bazı yeniliklerin de yapıldığı bu dönemde başta hükümdar ve sadr-ı âzam, tüm devlet erkânı düğünlerde, safalarda, günlerini gün eğlemede.

Sonunda bir hamam dellağının başlattığı ayaklanma, yönetimin başındakileri silip süpürüyor.

İstanbul ele geçirilecek. Fatih’in, baba yâdigârı sadr-ı âzâmı Çandarlı Halil Paşa, Rumlardan rüşvet yiyor. Fatih ise Bizansı almaya kararlı. Çağırtır. Paşa korkar. “Acaba rüşvet mi isteyecek” diye yanına altınlarını alır. İstanbul fatihi II. Mehmed’den yanıt:

Bak Halil, senin hazinelerini istemiyorum, sana kalsın; Bizanslıların parasından sakın!”

Kim dinler? Rüşvet bu! Benzeri, herhalde icat edilmemiş bir tatlı… Devam eder; ve sonunda kellesi gider.

GÜNÜMÜZE DOĞRU GELİYORUZ

Atatürk dönemindeyiz. Kurtuluş savaşından çıkmış kahramanların oluşturduğu ilk yüce Meclis… Dikmen’de evsiz milletvekilleri için birer köy evi…

Yenişehir’de hemen hepsi kirada. Meclis Başkanı Kâzım Özalp, şimdiki Sakarya Caddesi’nde bir villa alıyor. Kısa bir süre sonra başkanlıktan uzaklaştırılıyor. Bahriye Nâzırı İhsan Bey’in adı bir ihale yolsuzluğuna karışır. Öyle bir tekerleniş tekerlenir ki! İsmet İnönü, bu erdemlik simgesi Başbakan, Meclis’te haykırıyor:

“-Başını yem torbasına sok!”

Doğruyol, SHP ve tüm öteki partiler rüşveti, ihale yolsuzluklarını ortaya çıkaracaklarını vaat edip durdular. Bu işlerin sorumlusu olan bakan, bunlardan bir tekini bile basına duyuramadı. İlksan dosyasına yapışan ANAP’ın, basında koparttığı kıyameti düşünün!

GÜLÜYOR

Amerika’dan alacağımız 450 milyon dolar yerine 25 milyon dolarla işi bitirenlerin manşetlik haberleri… “Temiz toplum” olma yolunda, her gün ortaya atılan belgesel ihbarlar…Başbakan’ın, “çok kazanandan çok vergi” çabaları… Devlet bütçesini aşkın bütçelerine karşın hâlâ devletten bir şeyler koparma hırsından kopamayan doymaz işadamları…

Bunların en acısı: Kış uykusuna yatmış savcılarımız ve pişmiş kelle gibi sırıtabilen sabık İSKİ müdürümüz!..

Geçen haftaki yazım, dizgi makinesindeki bir teknik hata yüzünden heceler arasına çizgiler karışarak çıkmış. Okurlarımdan özür dilerim.


Şardağ, R. (1993, Ağustos 12). Rüşvet-İsraf-Pislik. Milliyet, s. 19. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın