
Bir talih eseri, Diyanet İşleri Başkanı, doğru yolu tutmuş bulunuyor. Türkiye’de gerçek Müslüman halkımızla, camilerimizde İslâm adına konuşan din adamlarımızın aydınlığa kavuşturulması için bir Şura topluyor.
Neden?
İki zümre de yanlış, ya da eksikli yollarla halkımıza gerekeni, bekleneni veremiyor. Bunun, nedeni konuşulacak Şura’da. Ben de çağrılıyım. Nasip olursa konuşacağım.
Başkanın bu konuyu açıklayıcı ve özetleyici bir bildirisi yayınlandı. Bir gazetede çıkan saldırı yazılarını okudum. Dinimizin, devletin elinden alınıp cemaatlere bırakılmasını savunan bu gazete yalnız değildi. “Ben Atatürkçüyüm, ama demokrasiye inandığım için Atatürk’e karşı çıkan, kökten dincilerin de, cemaatlerin de bu toplumda söz hakkı olmalıdır” diyen Yargıtay Daire Başkanı bir profesörümüz de var. Gazetenin, “İslâmi Cemaat” dediği kimlerdir?
Ya tarikatları kastediyor, ya da televizyonlara çıkarılan kökten dincileri.
Bunlara İslâm dinini yönetmeyi nasıl bırakırsınız?
Kaç kez yazdık; eski bir ozanımızın “anlamaktan bihabersin, ey kulağına dürttüğüm” dediği gibi, bu gibiler, “2. Cumhuriyet” diye çeneleri düşmüş, aziz yurdumun din bakımından iyice karışmasını isteyenlerle birlikteler. Sizin yeni uydurduğunuz mezheplerin, tarikatların; geçmiş tarihimize en temiz sayfalar açmış olanlara, bir milim benzerliği de yok.
MEZHEPLER VE TARİKATLER
Esseyyid Abul ibad, yani İbni Rifai öldükten sonra kuruldu Rifailik. Gilanlı Abdülkadir öldükten sonra kuruldu tarikatı. Bistamlı Bayezid, Cüneyd Bağdadi, Muhammed Bahaeddin Nakşbend de yaşarken kurmadı tarikatlarını. Bayramiyye’nin kuruluşu da Mevleviliğin ortaya çıkışı da hep velilerin ölümlerinden sonradır. Hem onların hiçbiri Kur’ân’ın dışına taşmadılar. Dinin, devlet korumasındaki ve Kur’ân çizgisindeki sınırında kaldılar. Kur’ân dururken yeni hükümlere yanaşmadılar. Ve, En’am Sûresinin 114. Âyetine uyarak, “Allah size Kitab’ı açık açık indirmişken ondan başka bir hüküm mü isteyeyim” seslenişine saygı duydular.
Siyaset mi? Hükümetçiliğe oynamak mı? Kendilerince dinsiz saydıkları kimseleri öldüreceklerini açık açık söylemek mi? Bu cinayetlere katılmak mı?.. Bu pisliklerden hep uzak kaldılar. Kötülüğü iyilikle savdılar:
“Ya Muhammed! Kötülüğü iyi ile sav.” (Mü’minun Sûresi, Âyet: 96)
HEY! NE DEVİRLERDİ!
Bir Ebubekir Razi gelmiş., 10. yüzyılda “Evren görünümünün Kitabı” adlı (*) eserinde, Galile’den 700 yıl önce, güneşin dünyadan büyük; ayın dünyadan küçük olduğunu İslâm adına kanıtlamıştı. Tayyibel Baklani oğlu Ebubekir Muhammed’in şu çıkışına bakın: “Doğada, yalnız cevherler var. Maddenin küçük parçaları olan bu cevherler bölünmez. Kendilerine arızalar eklenirse vardır.” Atomun keşfine giden kapıyı ilk kez aralayan aynı İslâm bilgini, on yüz yıl önce bakın ne diyordu:
“Yer, yuvarlak bir cisim halinde, kendi yörüngesinde ve güneş çevresinde dönerken üstündeki Tanrı besinlerinin binlerce katını, merkezin derinliklerinde gizler.”
Zamanımızda “İslâm Cemaati” adına kılıç ve kan kusanlara hemen haber verelim ki sizler bu düzeyde olsaydınız belki hak iddia edebilirdiniz. Kılavuzunuz yazık ki Kur’ân değil. Halbuki bilgin Ebubekir Muhammed, bu gizli besinlerden söz ederken Kur’ân’a dayanıyordu. Adı imama çıkmış cemaatlere anımsatalım: İmam Hanbel, yaşamı boyunca eziyet olmasın diye hayvana binmemiştir.
DİYANETİN BAŞI HAKSIZ MI?
Hz. Ali’yi öldürmeye kalkan havariç takımı, kılıçlarının ucuna Kur’ân’ı takmışlardı. Bunlar Müslüman mıydılar? Kur’ân yazılı değil, sesti. O yüce kudretin sesiydi. Haklı olarak Hasan Sabbah’ı örnek gösteriyor Başkan. İslâm’ın onuru, Türk asıllı Nizam’ül Mülk’ü katleden de imamlık taslıyor, dilinden İslâm’ı düşürmüyordu.
Siz, Müslümanlık iddiasında mısınız? Bilim, felsefe, tıp atılımlarında bulunun! Nasireddin Tusi gibi bir felsefesiyle Dakünyas’ı, Renan’ı, Spinoza’yı, Descartes’i etkileyen bir İbn’ir Roşd olsun! Tomas Dakünyas’ın felsefesine ışık tutan Musa ibn Meynun gibi bir bilim adamı yaratın.
Hem dört büyük imamdan hiçbiri, “Benim görüşüm en doğrudur” demedi. “Mezheb” sözcüğü, zati “sanmak” tır. “Benim sanıma göre..” diyerek karşısındaki imamlara saygı duymaktır.
Başkan, yolun en güzeline girmiş bulunuyor. Bir yandan “İslâm cemaatleri” yutturmasıyla partilerin gerisinde siyaset yapan, “İslâm” adına cinayet işlemeyi göze alacak kadar gözleri dönmüşlere vetosunu çekiyor. Neye dayanarak? Kur’ân’a.
“Ey Muhammed! Rabbim dileseydi yer yüzündekilerin hepsi inanırdı. Öyleyken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” (Yunus Sûresi, Âyet: 99)
Müslümanlardan bir grup, dasdaracık bir cehalet boşluğunda kılıç şakırdatırken din hocalarımızın, vaizlerimizin pek çoğu da yazık ki günlük siyaset yapıyor, camilerimizi Allah’ın evleri olmaktan çıkarıyor.
Diyanet’in sayın Başkanı Şura’yı işte bunun için topluyor.
(*) “Kitab-ı heyet-i alem”
Şardağ, R. (1993, Ekim 21). Diyanet İşleri Başkanı Yolun Doğrusunda. Milliyet, s. 20.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

