Hanımlar, beyler pazara buyurun! Siyaset pazarına!

Türkiye’de pazarların, pazarlamacılığın çirkin görüntüleri sergileniyor. Partileri hükümetleştirecek olan halkımızın ibretli bakışlarını, hüzünle seyreder gibiyim.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız ve vatansever Türk ordusunun kahraman çocuklar terörün ezilmesinde, milletimize tercüman oluyorlar. Katillerden, şehitlerimizin ahını alma ve ulusu bu pislikten kurtarma çabasındalar.

“PKK katillerine sempati besleyenler de katildir” diyor, Cumhurbaşkanımız. Eski bir dostum olan gazeteci bir başyazar, “Katildir yerine gafildir desek olmaz mı?” deyince üzülüyorum.

Neden bu gaflet? Onların işledikleri ilk cinayet mi bu? Öldürdükleri kundaktaki çocukları, boğazladıkları günahsız anneleri, öldürdükleri 71 cami imamını gaflet içindeyken mi öldürdüler? Terörü yıllardır lanetleyen bir kalem, nasıl böylesi hoşgörücülüğü benimser?

Aynı gazetede Mehmet Ali Birand, Suriye ile aramızdaki su konusunu işleyen yazısında, “Su yalnız bizim malımız değil ki, bölgede yaşayan herkesi ilgilendiren bir doğa nimeti” demek istiyor. Yazarın adını görmesek, “Bu yazıyı bir Suriyeli mi yazmış” diyeceğiz. O takdirde komşularımızdaki petrolü de ortak kullanmamız gerekmeyecek mi?

Hükümetimiz ve uyanan, ya da işine böyle geldiği için uyanma egzersizlerine başlayan Avrupa, terörün üzerine giderken, bir özel televizyon, ekranlarına çıkartmak üzere Apo’nun kardeşini angaje ediyor. Adam, Türk devletine açık açık pislik kusuyor. 

BU NE ÇİRKİN SİYASET PAZARIDIR. İBRETLE SEYRETMİYOR MUSUNUZ?

Bir Çatalca Belediye Başkanı tanıdık hep birlikte. Gülay Atığ hanım. Hanım hanımcık bir yüzü de var. Doğruyol’dan partiye girmiş. Sık sık televizyona çıkıp başarılı belediyeciliğini sergiliyordu. Ne oldu? Bir ara İstanbul Belediye Başkanlığı’na Doğruyol adına adaylığını koyma girişimlerine de tanık olduk.

İstanbul Belediye Başkanlığı!..

Kimlerin başını yemedi ki! Geçen seçimlere ANAP adına girdiği halde seçimlere üç gün kala “Ben kendi adıma adayım” diye afiş bastıran, buna karşın yenik düşen Dalan, Doğruyol’a şartla girdi. Şimdi şurtla yeniden İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olmak istiyor. Güzelim Boğaziçi’nin yeşili, zamanında öldü. Başta Park Otel olmak üzere sefertası çirkinliğindeki gökdelenler zamanında yükseldi. Ama biz, bunun yanında büyük hizmetler yaptığına da inananlardanız. Ne ki tutumu, bazı ANAP’a, bazı Doğruyol’a doğru. Kaygan bir zemin üstünde.

Gülay Atığ, bakıyor ki İstanbul Belediye Başkanlığı’na sıcak bakılmıyor. Bir anlık öfke sonunda ANAP’a katılıyor. Meğer eski partisinin Genel Başkanı Çiller, “Bu işi yürütecek kapasitede değil” miş. “Kendisi zengin, hocam; atları var. Çok paralı bir aile. Bunu ün kazanmak için yapıyor” mu deniliyor. Zati, güzel bir ünü vardı. “Bir daha ki seçimde milletvekilliğine oynayacak belki” denilebilir.

BU NE ÇİRKİN SİYASET PAZARIDIR. İBRETLE SEYRETMİYOR MUSUNUZ?

Bir milletvekili çıkıyor. Zeki, becerili, başarılı bir ilçe belediye başkanlığı da yapmış. Adalet Partisi Başkanlığı sırasında sayın Demirel’in kızı idi. 12 Eylül’den sonra kurulan sayın Turgut Sunalp’ın partisinden Meclis’e girdi ve onun kızı oldu. Çalışkan bir hanım kızımızdı. Ne var ki eski çalıştığı işyerine karşı Özal merhum, amansız baskılara başvurdu. Bu sefer, aynı milletvekilimiz, Özal’ın kızı olmayı yeğleyerek ANAP’a geçiverdi. Devran değişince, ANAP devrilince bu saygınlıklı kızımız, yeniden sayın Demirel’in kızı olarak “yuvaya döndü”.

GAZİOĞLU’YA BAKIN EFENDİM

Eski İçişleri Bakanımız, sonraki Devlet Bakanımız sayın Gazioğlu, son hükümet kuruluşunda bakan değil. O da rahatsız tabii. Kızılabilir. Sayın Başbakan Bursa’dan çağırınca istifasını peçeliyor. Ne konuşuluyor, bilemeyiz, ama her halde yeni bir bakanlık söz konusu olamıyor. İstifasını veriyor Gazioğlu. ANAP’A mı geçecek? Çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmek dururken sayın Yılmaz’la el tutuşup, o da mı hora tepecek? Bir milletvekili, Meclis’te bağımsız kalıp çalışmalarını sürdüremez mi? İlle de öteki seçimi çantada keklik haline mi getirmeli? Yarın, Doğruyol’a ANAP’tan geçen olursa, onlar için de geçerli olacak bu yürek sıkıntısı, hatta elem doğuran olaylar…

BU NE ÇİRKİN SİYASET PAZARIDIR. İBRETLE SEYRETMİYOR MUSUNUZ?

Hükümet çok kazanandan çok vergi alacak. Adalet bu değil mi? Yoksulların korunması, hem dünya adaletinin, hem ilahi adaletin oluşması için gerekmiyor mu? Ne diyor, ulu Allah, Maun Sûresi’nde?

“Ey Muhammed, dini yalanlayanı gördün mü? Kim öksüzü kakıştırıyorsa, kim yoksulu doyurmaya yanaşmıyorsa, dini yalanlayan O’dur. Vay, o namaz kılanların haline ki onlar, kıldıkları namazdan gafildirler. Dinleri gösteriştir. Onlar en önemsiz şeyleri eğreti olarak bile vermezler.” Ama ne görüyoruz? Sizin seçtiğiniz her partiden milletvekilleri büyük iş adamlarını, en küçük fedakarlığa bile zorlamak istemiyorlar. Ara yerde birleşip yasayı yumuşatıveriyorlar. İki kez teşhir edilecek olan vergi hırsızlarını bir kez teşhir ile kolluyorlar. Kendilerini bir kıymıkçık fedakarlığa zorlayacak olan yasanın kokusunu alır almaz işadamları örgütlerini oluşturan meslekdaşlar, Ankara’nın yolunu tutuyor. Bu devletin bütçesini hallaç pamuğu gibi dağıtan on yıllık enflasyon altında memur, emekli, işçi nasıl nefes alacak? Allah tanıyan, milletini seven işadamlarına çağrı yapıyor hükümet. Tık yok!

Sade hırsızlık mı? Sosyal Sigortalar’ın bütün bölge müdürleri feryad ediyorlar:

“İşçi kardeşlerimizin hastalık, kaza, maaş, ölüm konularındaki tasarruflarını, yasalar yine işçilere yüklemiş. Onların ücretlerinden kesinti yapıyor. Bu hizmeti de patronlara, büyük işadamlarına havale ediyor. İşçiden kesilen, yine işçinin parası. Gelin görün ki patron tarafından Sosyal Sigortalar hesabına değil, çoğunlukla patronların, işverenlerin hesabına yatıyor, yıllarca faizlerini yiyorlar. Yani sevgili vatandaşlarım, kursaklarına haram para giriyor. Allah korkuları bitmiş, vücutlarının her zerresi haramla kokuşmuş bu insanlar, (benim devlete borcum o kadar değil bu kadar) diyerek yıllara yaydıkları davalarla devleti uğraştırıyorlar.”

Partiler ne yapıyor? Meclis ne yapıyor? Sosyal adaletçi partiler, bölük pörçüklükten, güç üretemiyorlar. Hükümetin durumu düzeltmek için getirdiği yasalar Meclis’te tırmıklanıyor. Partilerden partilere zıplama, hoplama, kişisel çıkarlara doğru atılım fırsatları görüntüleniyor. Allah adını dilinden düşürmeyen bazı partiler, İslâm sosyal adaletinden, dilleri tutuklu olduğu için sözedemiyor.

Milletvekillerinde, gelecek dönemi sağlama alma zıplamaları…

BU NE ÇİRKİN SİYASET PAZARIDIR. İBRETLE SEYRETMİYOR MUSUNUZ?


Şardağ, R. (23 Aralık 1993). Hanımlar, beyler pazara buyurun! Siyaset Pazarına. Milliyet, s. 20.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın