
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız, rahmetli Çağlayangil’in cenaze namazının kılınacağı Cuma günü camideler. Hutbe okuyan imam efendi, o gece yılbaşını kutlayacak olan Müslüman topluluğa sesleniyor:
“Yılbaşı Hıristiyanlara özgü bir gün. Bu Hıristiyan göreneğini bırakıp kendi kutsal günlerimize dönelim. Sözgelimi, Peygamberimizin putlara tapan Mekkelileri bırakarak Medine’ye dönüşü, hicretin o ilk yılını ve onun ilk gününü neden kutlamıyoruz?”
Aşağı yukarı buna yakın konuşma, ama edepli. İlk kez doğruya yakın yerleri de bulunan bir uyarı (irşat)dır bu!
Ama bizler, her yılbaşı camilerimizdeki hocalarımızdan neler neler dinlemedik ki!
“Yılbaşı gecesi eğlenenlere, cehennemin açılmış kapılarını görür gibiyim.” “ Noel Baba konusu insanı dinden çıkarır.”
ÖNCE HZ. İSA’YI TARTIŞALIM
Biz, eğer salt Allah’a, Kur’ân’a, Hz. Muhammed’e inanırsak Muhammedî oluruz. Bunlarla yetinmek bizi gerçek Müslüman kılmaz ki! Allah’ın, Kur’an’da adları yazılı peygamberlerinin tümüne, dolayısıyla sevgili İsa Peygamber’e inanmakla Müslüman oluruz. İşte Bakara Sûresi’nin 130. Âyeti:
“-Ancak kendini bimeyen, İbrahim’in dininden yüz çevirir. And olsun ki dünyada İbrahim’i seçtik. Kuşkusuz O, öte dünyada iyilerdendir.”
Hz. Musa, Hz. İsa ve son peygamber Hz. Muhammed (S.A.) hep bu İbrahim Peygamber’in soyundan gelir. Demek ki peygamberler arasında ayrım yapamayız. Canımız Peygamberimiz Muhammed Mustafa ile birlikte Hz. Musa ile Hz. İsa da bizim peygamberlerimiz.
Camilerimizdeki sevgili din hocalarımızın gözünde ve tüm Müslümanlar açısından, biz, Hıristiyan ve Mûsevîlere göre neden yüceyiz? Papaz ve rahiplerin İsa peygamber adına, Müslümanların etini Kudüs’te Hıristiyanlara yedirtmesine karşın Müslümanların kitabı olan Kur’an’da bakın, her şey nasıl da netleşiyor.
“- Allah’a, bize gönderilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa’ya verilene, Rab’leri tarafından peygamberlere verilene, onların birbirlerinden ayırt etmeyerek inandık. Biz, ona teslim olanlardanız deyin.” (Bakara Sûresi, Âyet: 136)
Avrupalılar, yani hıristiyanlar, tüm Müslümanları hem dince, hem soyca eritip Hıristiyanlaştırırken Müslüman Türklerdeki bu hoşgörü nereden geliyor, Kur’an’dan değil mi? Bulgaristan, Yunanistan, Çekoslovakya, Rusya’nın bir bölümü, Avusturya, Macaristan, Romanya ve Sırp, Hırvat, Slovenler, olarak Yugoslavya’yı ellerine geçiren Osmanlı Türkleri, bunlardan hiçbirinin soyuna, din ve mezhebine, kültürlerine dokunmamışlarsa bunun başlıca nedeni nedir? O yüce Kudret’in güneş aydınlığını sıfıra indiren sonsuz ışığı değil mi?
ÖYLEYSE
Öyleyse din adamlarımız iki şeyi birbirinden ayıracaklardır:
Yılbaşından bir hafta önce başlayan Noel günü ile aralığın son gününde kutlanan yeni yıl.
Ben ne yapıyorum: Hz. İsa’nın doğduğu Noel günü, abdest alıp iki rekat Allah’a yakarış namazı kılıyorum, okuyorum. Sevabını, önce evrenleri güneşi, peygamberlerin sonuncusu ve bütünleyicisi Hz. Muhammed’in, sonra sevgili İsa ve Musa peygamberlerin ruhuna gönderiyorum. Yılbaşında da çoluk çocuk bir araya toplanıyoruz.
YILBAŞI EĞLENCESİ GAVUR İCADI MI?
Hayır!
Kocatepe Camii imamı kardeşimiz, “Bu Hıristiyan geleneğini bırakıp İslâm tarihinden bir günü, söz gelimi Mekke’den Medine’ye göçü kutlayalım” demiş. Bazı imamlarımızın, “Kafir icadı” sözünü kullanmadığı gibi konuşma dozunu yumuşak, insancıl tutmuş. Bu insancıl uyarıya, bu İslâm’a yakışanı anlatma üslubuna biz de katılıyoruz. Söz gelimi çoğu, “Hıristiyan olmak üzere on iki devletin saldırıp ele geçiremediği İstanbul’un fethinde, bunu düşünemez miyiz? Bu “altın boynuz” da Nedim’in, “Şu İstanbul kenti ki değeri ve benzeri yoktur. Bir taşına bütün İran ülkesi feda olasıdır” (*) dediği İstanbul’da, Fatih’i fethinden üç gün önce dinsel törenler ve camilerde dualarla anabiliriz. Fetih günü de yeni bir yıla giriş sayılır. Divan şiirleri, Türk Sanat Müziği, Batı tekniğindeki korolar ve Klasik Türk musikisi korolarıyla, Fatih ve fetih günü değerlendirilir.
YA CUMHURİYET BAYRAMALARI
Sayın vaizimizin Cumhuriyet Bayramı’nı da resmi törenlerin dışında aşkla, coşkuyla kutlamadığımızı, üstüne basa basa söylemesini gönlüm isterdi.
“Ey sevgili halkımız” la başlayan konuşmasını şöyle sürdürdüğünü duymak isterdim.
“Ey cemaat! Bugün biz burada, hükümran devlet olarak ortadayken Müslüman Türk cemaati, Yunanistan’da imamlarını seçemiyor. Beyinleri, katil ruhlu papazlarla yıkanmış Hıristiyan dünyanın Bosna ve Ermenistan’daki cinayetlerini görüyorsunuz. Bize, özgür ve bağımsız bir cumhuriyet bağışlayan, camilerimizi yıktırmayan, Çanakkale’de kıtasının 15 metre önünde, elinde silahı ile ölümlere atlayarak vatanımızı kurtaran Mustafa Kemal’i ve Cumhuriyet’i anma günüdür; bizim yılbaşımızdır bu! İkinci cumhuriyet havlamalarına bakmayın, siz! İşte yılbaşı yerine kutlayacağınız bir günü, size!”
“Yılbaşı!.. O da kutlanamaz mı?”
Çamların körpecik, yeşilcecik boyunları kırılmadan, yoksullar unutulmadan, içkiden oluşmuş havuzlarda boğulmadan, çağdaş giyimi Havva anamızın ilk çıplaklığına dönüştürmeden kutlamaya çalışılabilir, değil mi Hocam?
HEY GİDİ SALAHADDİN EYYUBİ
Asya’dan Anadolu’dan açtığı bayrakla, şen, zaferlerden dağlar oluştur. Kudüs’e gir. Asya’dan Afrika’ya bir hayal devleti kur. Hastalanıp ölüm nöbeti çatınca çadırının önüne kefenini asar ve haykırır:
“İşte dünyaya hükmedenin sonu! İşte öte yakaya götüreceğiz tek şey!..”
“Yılbaşı kutlaması neyse de böylesine çılgınlığı anlayamıyorum” diye daha da yumuşak olamaz mıydın Hocam?
“Hıristiyan icadı” demişsin. Elektrik de öyle değil mi? Yediğimiz, kullandığımız ne çok şey var, Hıristiyanlardan geçme değil mi?
Beni asıl acımsı bir gülüşe götüren ne:
“Bir yaprak daha koptu yaşamdan! Öyleyse vur patlasın! Çal oynasın!” havası.
(*) “Bu şehr-i Stanbul ki bir misl ü behadır. Bir senaine yekpare Acem mülkü fedadır”.
Şardağ, R. (6 Ocak 1994). Kocatepe Camii İmamı ve Noel. Milliyet, s. 18.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

