
Neyini? Şu sıralarda belediye seçimleri de var ya!
“Refah kazanmazsa bıyığımı keserim.”
“Siz bakmayın, belediye başkanlıklarına! Milletvekilliği seçimlerini Erbakan alırsa sakalımı keserim.”
ANAP, Doğruyol ve de SHP’nin kazanıp kaybetme ihtimallerine göre bahse girişenler, yemin etmeler de var ya, ama bir yerini kesmeye kalkacak kadar ateşlilerine pek rastlanılmıyor. Ama efendim, bizim “şeyini kesmek” deyip de yutkunduğumuz, bu türlü söyleyemediğimiz şeyi doktorlar, yabancı terimini ya da sözcüğünü kullanıp pekala ve de pek rahat söylüyorlar işte:
“Penisini kesmek!” gibi.
Profesör, doktor ve de alanın ustası Nijat Bilge, kocasının o şeyindeki sakıncalı durumun sonunda ne olabileceğini soran eşine, ezile büzüle anlatmaya çalışır:
“- Şeyini keserler efendim.”
Kadın safça:
“- Neyini?”
“- Penisini.”
Yine anlamaz. Doktor sıkılır. Duymuyor mu acaba diye düşünür ve bağırır:
“- Büllüğünü hanım, büllüğünü!”
Son aylarda önce Amerika’da bir kadın başlattı. Zorla ilişkiye girmek isteyen, kendisine işkence eden kocasının şeyini kesti ya! Bunu, sutyensizlik modası, mini kilot modası, müziği, popo kıvırtarak sunma modası gibi yeni bir moda sananlar bizde de bıçakla bibi kesme modasına balıklama atladılar:
“Efendim, benimki zorla tecavüz etmek istediği için satırla uçurdum.”
17-18 yaşları arasındaki üç – beş öğrenciden biri, arkadaşının sevgilisine asılmış. Sen misin asılan! O da bıçağı kaptığı gibi yaşıtı gencin – işte anlayın efendim – orasını dibinden kesmiş. Amerikan ahlakı ile ahmaklanmanın ne güzel(!) örnekleri değil mi? Şeyi kesilen çocuğun gazetedeki fotoğrafını gördüm: Ağlıyordu ve “hayatım söndü” diyordu.
Elbette ki günahın büyüğü tahrikçilerde ama, onsuz olan erkeğin yaşamındaki onulmaz yarayı da düşünen!
YA TARİH
Evet, bir de, krallar, hükümdarlar, hatta İslâm – Türk padişahlarının irade ve emriyle hadımlaştırmalar var. Ne buyurulur?
Asurlular, Babilliler, eski Yunanlıların, İran hükümdarlarının ve Osmanlı padişahlarının başvurdukları bu hadım etme – afedersiniz- büllüğünü ve bütün erkekliği ortadan kaldırma eylemleri, tarihi lekelemiyor mu? O devirlerde din yok diye, kitaplı dinler zamanında da Allah’ın buyrukları dışına çıkılarak kurulan bu hadımlık, harem ağalık olayları, anıldıkça utanılacak, utanıldıkça öğrenilecek bir şey!
MISIR FİRAVUNLARINA BAKIN
Firavun Bofira, sarayındaki kadınlara göz kulak olsun diye hadımlaştırılmış erkekleri kullanırdı. Başlarına kadın getirse cariyeler arasında ayırım yapar, kaprislerini sürdürür. Erkek görevli kullansa, bunca seçilmiş, güzel kadın arasında adam, şeyine nasıl hükmedecek? En iyisi, yatır masaya! Kes o mereti! Hadım edilen adamda önce ses kadınlaşıyor. Şehvet denen duygu, istek ve kadına yaklaşma sevgisi, delinmiş bir balon gibi sönüyor.
Firavun Bofira’nın yüz tane hadım edilmiş adamı var. Saraydaki kızların kalabalığını kestirin siz! Bir gün hareminde ani bir denetime çıkan Firavun, bir de bakmış ki bir hadım, cariyelerden birini yatırmış, üzerinde gidip geliyor. Boynunun vurulmasına emreden Firavuna cariyesi seslenmiş:
“- Onun günahı yok! Ben emir verdim!
“- Peki, ama onun şeyi yok ki!”
“- Efendim elinde dıbık var,(*) ben kullandırıyorum.”
Firavun, daha beter köpürür:
“- Sen delirdin mi be kadın?”
Aldığı yanıt şu olur:
“- Evet delirdim. Bir yıldır sıram gelmedi.”
OSMANLI SARAYLARINDA
Bize bulaşmıştı, vicdanları yakıcı, Allah’sız dönemlerden kalma bu çirkin görenek. Yüzlerce kadınla birlik olmayı erkekliğin şanından sayan padişahlarımız, bu pis göreneği de saraylarına soktular. İslâm’ın neresinde kayıtlıdır. Kur’ân’ın hangi ayetinde görülür bu çirkinliği oranın da zalim olay?
Padişahlarımız hem şehvetlerini yatıştırmak, hem erkekliklerini kanıtlamak için bazı kez yüze yaklaşan cariyeleri, bir kadına teslim edemediler. Mahremiyetlerine bir kadın girsin, buna da razı olmadı kıskançlıkları. Ne yapsınlar! Buldular işin kolayını: “Kesin şeylerini! Öldürün erkeklik hislerini. Hiçbir kaprisleri kalmaz ve haremi, yansız ve adaletli olarak yönetirler.” Yani bugün Amerika’dan moda gibi alıp uygulamaya koyduğumuz, şeyini kesme olayı, Osmanlı saraylarında; bölük ve alay sayısı kadar çoğaltıldı. Bunların çoğu koyu esmer, eğitim görmüş, efendi kimselerdi. Kültürleri, eğitimleri üstündü. Görgüleri yüksekti. Hepsinin de sesleri ince, tavırları kadınsı, giyinişleri tam erkeksiydi.
Bu hadımlara, haremin bu gözde ağalarına, padişahlar, eğitim ve öğretim de gösterdiler. İçlerinde pek çok yüksek öğrenimli, ya da müzisyen kimseler çıkmıştı. Hatta hatta dördü de, devletin başbakanlık makamı olan Sadrazamlığa kadar yükseldi:
Hadım Süleyman Paşa, Hadım Sinan Paşa, Hadım Ali Paşa, Hadım Mesih Paşa gibi… Tarihçilerimiz, padişahlarımızın kadınlara karşı zaaflarını, mal yığma ve rüşvet alıp verme zaaflarını olağan bir şeymiş gibi anlatırlardı. Şair Nedim’in çevirdiği Müneccimbaşı tarihinden aldığımız şu cümleye bakın:
“Şehriyar hazretlerinin muaşeret-i nisvan ve cem’i male kemal mertebe inhimaklerinden gayri ayıpları yoğidi. Osmanlı hükümdarlarından ilk rüşvet alan bunlar olmuştur.”
Bazı Osmanlı tarihleri, hadım etme işini kusur ve günah saymadılar. Bazılarındaysa hadımlıkla ilgili öyküler dillendirildi.
CEMİL UYBADIN’IN MECLİSİNDE
Sevgili Atatürk’ün askerlik arkadaşı, devrim tarihinde adı şükranla anılan eski İçişleri bakanlarından Cemil Uybadın merhum, benim de yakınımdı. Hemen her akşam şair ve müzisyenlerden oluşan sanatçılar topluluğu bu evin özel bir süsüydü. Bunlar arasında edebiyat hocalığı yapmış, sarayda büyümüş, görev almış bir de hadımı yani harem ağası vardı.
Bir akşam meclis dağılınca, Yenişehir’den Çankaya’ya giden caddede birlikte yürüyorduk. Evine bırakacaktım. Bir ara sormuştum..
“- Hayrullah Beyefendi, az önce mecliste bir baba küçük yavrusunu seviyordu. Siz de bunu hayranlıkla seyrediyordunuz. Acaba içinizde evlenme, eş edinme ve çocuk sahibi olmaya bir eğilim hissettiniz mi?”
Durdu, az düşündü, sonra cebinden çıkardığı mendille gözlerini sildi ve buğulu, ağlamsı bir sesle yanıtladı:
“- Biz sarayda el üstündeydik! Öğrenim gördük. Ama bir yuva kurmanın, evlat sahibi olmanın her zaman özlemli acısını yaşadık.”
Bu ne acımasızlık ya Rabbi! Dünyanın eğitimini gördür. Mal, mülk sahibi kıl, sonra kalk, beygiri iğdiş eder gibi adamı yatır; şeyini kes!
Allahsızlar dönemini geçtik, ama güzelim İslâm ve Kur’an çizgisine girdikten sonra bu zulümden neden ve nasıl oldu da kurtulamadık!
Şeyini kesmek, Amerika’ya özgü yeni bir pislik değil. Büyük Osmanlı tarihine de kene gibi yapışmış bir büyük günah dizisidir bu!
Şardağ, R. (1994, Şubat 17). Bir şeyini kesmek. Milliyet, s. 22.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

