
Refah Partisi, İslâmî esaslardan yola çıktığı besbelli olan bir parti. Kendisine soru yönelten çoğu genç gazeteciler, hatta onların akıllı görünen ağabeyleri, hep İslâm dışı soruların peşinde. Refah’ı İslâmla sıkıştıramıyorlar. Hiçbirinin aklına “Örtünme konusunda Kur’an Âyetlerine dayalı yorumunuz nedir? Faize karşı olmanız, ”Adil düzen”in değil, Allah’ın emri. Açık açık savunsanıza! Hem ulu Allah’ın faizle ilgili âyetlerini ne diye tersine yorumluyorsunuz? Yüce Tanrı’nın faizden kastı, insanın insanı sömürmesidir. Güzelim İslâm dininin âyetleri içinde, sosyal adalet, önemli yer tutar” demek gelmiyor. Sorun, Sayın Erbakan’ın, Sayın Ecevit’ten faiz istemesi değil ki! Bankalar; kredi verirken, konut kredisi açarken, iş adamlarının, ülkeye hizmet getirecek çabalarını desteklerken istedikleri faizle, hem kendi mensuplarını geçindirecek, hem vatandaşlara umut olacaklar. Sayın Erbakan, Kur’an’daki faizle ilgili âyetlerden habersiz mi? Neden susuyor? Dini siyasete alet etmemek için mi? Peki örtünme konusunu didikleyip duruyor ama.. Bu konuda Sayın Alpaslan Türkeş’in bir konuşması gazetelerimizden birinde gözüme çarptı:
“Efendim, konu çarpıtılıyor. İslâmlıktan önceki devirlerden kalma pis bir gelenek bu! İslâm’ın kabulünden sonra da gizli gizli sürdürüldü. İnsanın insanı sömürmesi. Borç veren, eli geniş ve hayli varlıklı bir Müslüman, varlıksız bir Müslüman kardeşinden, verdiği borcu alırken bir de faiz istemesidir söz konusu olan” diyor. Haklı değil mi?
ELHAMDÜLİLLAH BEN MÜSLÜMANIM
Herkes böyle söylüyor, ama Kutsal Kitabı’nı dikkatle okuyup hazırlanmıyor. Kafasının içi Kur’an’la istiflenmiş ve aydınlanmış bir basın sözcümüz, neden Erbakan’a soramıyor:
“İslâm dini, sosyal adalete dayanır. Hiçbir peygamber yoksulların arasından çıkarılmamıştır. Allah, servetini yoksullarla paylaşmayanı kafirlikle suçlar ve buyurur:
“Gece gündüz, çık, gizli, mallarıyla yoksulları rızıklandıranların ödülünü Rab’leri verecektir. Onlara korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara Sûresinin 273-274. âyetleri bu! Ama Sayın Erbakan, faizle ilgili ayet, bunu izleyerek gelir, dinleyin:
“Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimseler gibi kalkacaklardır. Bu, onların (alışveriş de faiz gibidir) demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kıldı. (Bakara Sûresi, Âyet: 275). Aynı Sûrenin 278. Âyetinde “Faizden arta kalmış hesaptan vaz geçin” buyurur Allah. Yine Bakara Sûresi’nde 280. Âyette buyurur:
“Borçlu eğer darda ise, eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Bilebilseniz, borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.”
İşte Atatürk’ün çocukları, Mustafa Kemal’in İslâm’ı kurtardığını, onun getirdiklerinin Kur’an’la çelişmediğini bilerek, Sayın Erbakan’ı faiz konusunda böyle sıkıştırsalardı.
ERBAKAN HAKLI DEĞİL Mİ?
Televizyonların, özellikle özellerinde, Türkçemizin sefaletinden vazgeçtik, ahlaksızları bile utandıran soyunmalar, öpücük dağıtmalar, hanımların popolarını kıvırtarak tahriki, rezillik sınırına vardıran gösterilerden geçilmiyor. Kutsal Kitap’ta bile erkeğin erkekle rezillikleri yasaklanmıştır, ama kadın kadına karı kocalık ilişkilerine yer verilmemiştir. Ne ki üç kuruş fazla zıkkımlanmak için erkeksi kadınlar, özel televizyonlara çıkarılıyor ve konuşturuluyor:
“-Hiç kadın olduğunuz aklınıza gelmiyor mu?”
“-Organlarım kadın. Ama bundan zevk alıyorum, hatta bakın erkek gibi giyiniyorum.”
Ya da bir genç kızımıza soruyorlar:
“-Sizin sık sık erkek değiştirdiğinizi yazıyorlar, doğru mu?”
“Hi hi hi!” Ve kendisini dikizletmek için iki bacağını açmak ve sonra:
“Ne yapayım? Erkeksiz yapamıyorum. Sık sık değiştiriyorum işte!”
Evet, bütün bu örnekleri Erbakan sıralasa, “Alolu telefonlarda sizi bekliyorum, bayıltacak, kendinizden geçirteceğim” diye çıplak poz veren kızlarımıza işaret etse en sonunda da bir sürpriz yaparak bizim anlı şanlı habercilerimizin, özel televizyoncularına, dırakkadak bir anımsatma yapsa:
“Buyurun beyler, dudak arasından söylemekle yetinmiyorum. Biz de Atatürkçüyüz, o büyük kurtarıcıdan işte kadınlarımızı koruyan, saygınlaştıran bir cümle! Kadınlarımızı onurlarından eden davranışlara karşı tepkimiz, bakalım ne zaman görülecek? Bizi saymıyorsunuz, bari Atatürk’ü sayın! Yıl 1925:
“Kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı, düşünceli insanlardır. Onlara, ahlaka dair kutsal kavramları telkin etmek, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe lüzum kalmaz. Onlar da yüzlerini cihana göstersinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkacak bir şey yoktur.”
Ve Erbakan, bir de şunu sorsaydı:
(Affedersiniz) “Atatürk, hanımlarım popolarını açsın” mı diyordu?
YA İÇKİ
Ana ve temel sorunlar ortada: PKK çocuk, kadın öldürüyor. Paralı askerle, Ermeni, Suriyeli uyuşturucu kaçakçılarından oluşmuş bir terör.. “Kürt kökenli kardeşlerimizle bin yıla yakın kan ve can kardeşliğimiz var. Kürt asıllı Ziya Gökalp, En büyük Türkçü. Kürt asıllı kahraman Salahattin Eyyubi ile İslâm ve Türk olarak sevgide birleşmişiz. Bugünkü PKK terörü için ne diyorsunuz?”
Böyle bir soru yok. Adı medyaya çevrilen Türk basını ve iletişim dünyasının ve televizyon habercileri, sunucusu soruyor:
“Efendim, bir de içki konusu var, ne düşünüyorsunuz?”
Sayın Erbakan, âyetlerle donanımlı gözükmüyor. Pek hazırlıklı da değil. Ama zeki. Bunca içki içen oy sahibi var. Bir o kadar oy seçim terazisindeki kefeden düşecek: “Efendim, biz geldiğimiz zaman kimse içki içmek istemeyecek ki?” diyor.
Hayyam, büyük imam, biliyorsunuz. Büyük de bilgin. Fransa’da, hâlâ onun matematik felsefesi okutuluyor. Sanırım Osman Bölükbaşı dostum da oradan mezun. Biz, onun uyduruk olmayan asıl rubailerini üç yıl emek vererek çevirmiştik. İki kez Milli Eğitim Bakanlığı, iki kez Milliyet, iki kez kendim, bir kez de Özgür yayınevi basmıştı. Şimdi onun, içkiyle ilgili bir rubaisinin şiir hali ezberimde değil, ama, kendisine, “İçki, İslâm’da haram mı?” diye soranlara verdiği yanıtın özü şuydu, Hayyam’ın:
“Kimsin? Kiminle nerede ve ne kadar içiyorsun? Ondan sonra söyleyeyim.”
Soruyu soran basın habercisi de Kur’an bakımından hazırlıklı olsa, şunu da soramaz mıydı:
“-Sayın Erbakan, Allah bir âyetinde keyif veren içkiyi ni’met olarak buyurur. Zaman ilerler: “Kendinizi bilmeyecek kadar sarhoş iseniz namaza durmayınız” âyetini indirir.. İçki her türlü rezilliğe kapı açınca da son âyet gelir:
“İçkide ve kumarda sizin için iyi taraflar da bulunabilir. Kötülükleri daha çok olduğu için haram edildi.”
Ama bir âyet daha var:
“Bu Kur’an’ın âyetlerini, sonsuza dek biz koruyacağız.”
Sayın Erbakan, bu genç haberciye ne yanıt verdi acaba?
Ben içmiyorum, ama Erbakan’ın yanıtını da merak ediyorum.
Şardağ, R. (1994, Şubat 24). RP’yi konuşturuyorlar mı konuşturamıyorlar mı?. Milliyet, s. 22.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

