
Hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, “İslâm’ı yoruma açmanın zamanı gelmiştir” anlamını içerik bir uyarıda bulundu. Cumhurbaşkanımızı sık sık siyasete çekiyor basınımız. Güncel haberlerin her gün, bombardımanı şart, ön sayfalar hep gelinliğe hazırlanacak, görücüye çıkacak. Ama bu kez Demirel’in ana başlığa geçmesi gereken bir işareti uçtu gitti.
Babamı Dinlerken
Dört yaşında Kur’an’ı hatmetmiş, on dördünde hıfza başlamıştım. Babamla İslâm’ı konuşuyoruz. Bir aralık, “Oğlum” diyor, “Bu millet İslâmla ya batacak, ya göklere yükselecek.”
O günden bu yana, onun, maddi manevi desteğiyle iki Doğu ve Batı dili desteğinde Kur’an’ı anlama ve yorumlamaya çalışıyorum. Hâlâ cahili olduğum âyetleri pek çok. Hiçbir ilâhiyatçı da tek başına bir yoruma ulaşamaz. Coğrafyacıların, astronomların katılmadığı, uzman hekimlerin, fizikçilerin, psikologların, kimyacıların bulunmadığı bir kurulun gerçek yoruma ulaşamayacağı besbelli. Durum böyleyken ve “İslâma, Kur’an’dan esinlenip yirminci yüzyılın kavramıyla eğilmemizi” bastıra bastıra söyleyen Mehmed Akif‘in haykırışı da bunu güçlendirirken neden hâlâ bir yoruma varamayız? Kaç Diyanet başkanı ve kaç Milli Eğitim bakanıyla konuştum; sonuca ulaşamadım. Şimdiki Diyanet İşleri Başkanı da, onun bağlı olduğu Bakan Sayın Cevheri de, İslâm’a, gerçeği doğrultusunda yakın. Sayın Demirel‘in bu duyarlıklı ve de zorunlu konunun üstüne basması da sanırım, bu işe eğilme olanağını hazırlamış bulunuyor.
Ya Yoruma Gerek Bulunmayan Hükümler
İşte biz, önce bu noktanın aydınlığa hemen kavuşturulmasından yanayız. Açık seçik, hiçbir yanlışlığa çekilemeyecek olan âyetlere, son yüzyıllarda Müslümanların biraz kör kaldığına yazıklanıyoruz.
Nedir, bu, görmemek için gözlerimizi yumduğumuz âyetler?
İslâm’da sefalet yok. Yoksulluk, Allah’ın buyruklarına aykırıdır. Allah bu toprakları, bu denizleri, bu gölleri, filan şahsa mı verdiğini buyuruyor, yoksa tüm kullarına mı? Ama bu toplumda padişah fermanıyla göller birer aile mülkiyetine geçirilmiş, Allah’ın nimeti olan bu göllerden balık avlayan yoksul köylüleri, gölün bekçileri öldürmüştü. Bu gölü kamulaştıran Bülent Ecevit‘e ne ağır saldırılar yapıldığını unutmuş değilim. Ne var ki kendisine de söylediğim gibi, “İşte Allah buyruğu” diyebilirdi. Zaman, onu çok değiştirdi, buna sevinçliyim.
Zenginlik yasak mı? Hayır! “Allah zenginleri sever” diye eksik bilgiyle konuşan rahmetli Özal, belki de “Allah çalışanları sever” demek istiyordu. Zenginler de olacak bu dünyada, ama yoksulluk da ortadan kalkacaktı. Yardım, destekle mi, sadakayla mı? Hayır, hayır! Zenginler, servet ve rızıklarda, buyrukları altında bulunanlarla bunu paylaşacaklardır. Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve son elçi Hz. Muhammed’in, neden zenginler arasından çıkmadığını hiç düşünmediniz mi? Hz. İsa, marangoz çırağı idi ve taştan bir yastığa koyardı, başını. Utanmaz, acımasız varlıklara karşı açlığı kendisine katık yaptı.
Hz. Muhammed, yetim, yoksul… Kırk yaşında Hz. Hatice’yle evleninceye kadar kahredici maddi sıkıntılar içinde!..
İmranoğlu Musa ve kardeşinin üstbaşlarındaki perişanlığa bakan Mısır firavunu, onlara, “İnandığınız Allah bu kadar kudretliyse sizi neden böyle yoksul bıraktı” demedi mi?
İslâmdaki En Zor Geçit
İsa’nın bir geçidi var. İşte Hz. Muhammed’e de Allah’ın buyurduğu uzun geçti:
“O uzun geçidin ne olduğunu biliyor musun? O geçit bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak ya da kendisine yakın, açlık çeken bir öksüzü, ya da toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.”
“Eh, ben de namazımı kılarım, dini farzlarımı yerine getiririm, sadakamı da veririm.” Bu bahanenin arkasına gizlenemezsiniz. Zekatla kurulamazsınız. İslâm sosyal adaletinin anlamı, lütfetmek değil, yoksulun ve emrinde çalıştırdıklarının hakkını vermektir: “Yakın olana, düşküne, yolcuya hakkını ver.” (Esrâ Sûresi, Âyet: 26)
En büyük işadamları! Dostlarım! Yıl sonunda devlet bütçesine yakın kazançlar mı elde ettiniz? Bana kırılmayın. Zekâ ve sermayenizin üçte biri olan hakkınızı alın. Kârın üçte birini de kuruluşun gelişmesine ayırın, ama geriye kalanı, emrinizde çalıştırdıklarınızla bölüşün. Eğer kutsal kitabınıza uymak istiyorsanız. Bunu ben demiyorum ki! O yüce kuvvet böyle istiyor:
“Allah, rızık verirken kimimizi ötekilerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi ortak hak sahibidir. Allah’ın nimetini, bile bile yalanlıyorlar mı?” (Hicr Sûresi, Âyet: 71).
Bakın, İslâm iddiasıyla yola çıkar bir parti, bu noktalara hiç değiniyor mu? Allah’sız Marks’ın arkasından koşan ya da ılımlı ve inançlı solcu olanlar Kur’an’a eğilseler, toplum yönetimi için ne altın hükümler doğacak, toplum nasıl huzurun ısısına kavuşacak? Ve İslâm adına gerilik, çirkinlik kusanlar, Kur’an’la nasıl utandırılacaklar.
Açın Maun Sûresini
Ne buyuruyor Allah!
“Ey Muhammed! Dini yalanlayanı gördün mü?” Kimmiş bu dini yalanlayan, küfre sapanlar:
“Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimselerdir onlar. Vay o namaz kılanların haline, vay ki: Onlar kıldıkları namazdan yana gaflet içindeler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar eğreti olarak en basit şeyleri bile vermezler.” (Maun Sûresi, Bütün âyetleri)
Allah’ımızın hoşgörüsü engin. Ama bazı acımasız âyetleri, ister devlet olsun, ister büyük patronlar olsun, hep bu acımasızlığa karşıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, İslâm ve Kur’an yorumu üzerine verdiği işareti, yaşarken, olura kavuşmuş görmeyi ne kadar isterdim. Ülkemde örtünme konusu saptırılıyor. Din adına cinayetler işleniyor. Dinlerinde bölük bölük olmayı reddeden ulu Allah’a karşın, televizyonlara çıkıp kılıç gösteren, “Biz öldürürüz” diyenler cirit atıyor? Partilerimizin Kur’an’a gerçeği doğrultusunda eğilmesi gerekiyor. Buyurun, o güzelim Allah’ın hoşgörüsünü yansıtan bir âyetini birlikte okuyalım ve gönül rahatlığı ile Kur’an’a eğilelim:
“Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah içinizden hasta olanları, Allah’ın rızkından lüftuf aramak için yeryüzümde dolaşacaklı ve Allah yolunda savaşacakları hiç kuşku yok ki bilir.” (Müzemmil Sûresi, Âyet: 20’nin sonu).
Kur’an yorumuna 20. yüzyılın kafasıyla, gerçek din ve bilim adamlarıyla birlikte geçildiğinde İslâm sosyal adaleti en başta gelen konumuz olmalıdır. Bu topraklarda yüzyıllardaca İslâm hakim oldu. Ne ki hırsızlık, rüşvet, sefalet eksik olmadı. Neden? Muallim Naci, boşuna mı söyledi o beyti:
“Baksan görünür bu dar-ı ibret;
Sayyad ile sayddan ibaret.” (*)
(*)”İbret alınması gereken bu yere, bu dünyaya baksan, şöyle görünür: Bir yanda avcılar, öte yanda avlananlar.”
Şardağ, R. (1994, Haziran 2). Demirel’in Bir İşareti. Milliyet, s. 20.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

