Rüştü Şardağ’dan Evren’e yanıt:

‘Dostluğumuz harcanıyor’

Cumhurbaşkanı iken dilinden yavan, tatsız ve yaraşıksız sözler hiçbir gün çıkmadı ki emekli olduktan sonra çıksın.

Bizim naçiz şahsımız, bir partinin siyasal yapısı içinde barınamayacak kadar politik bir beceriksizlik içindedir. Bu yüzden Meclis’teki geçen dönemi de bağımsız kapattık. Sevdiklerimizi eksiltmemeye, hep çoğaltmaya çalışmışızdır. Büyük Ali’nin bir tümcesi, yaşam boyu kılavuzumuz oldu:

“Düşmanınız tek mi, çok demektir.”

Kendi aralarında kırgınlık ve sürtüşmeler olsa bile, Demirel’i de, Evren Paşa’yı da, Ecevit’i ve Erdal Bey’i de aynı gönül potasının ısısı içinde yaşattık, durduk.

Bir süre önce bizim gazetede, Evren Paşa, anılarının günlüğünü, hemen hemen bütünü ile bize ayırmış. Sekiz yıl önce kendisiyle yaptığımız özel konuşmalardan birinde, yasaklı siyasilerin affı konusunda, halkoylaması düşünmediğini saptamıştım. Ve bu konuyu, kendi izlenimlerim halinde Meclis’te ve basında yansıtmam için olurunu almıştım.

Evren Paşa, benim basında ve Meclis’te yaptığım bu konuşmamı özel habercisi Ulusu aracılığı ile öğrenince de Köşk’ün o zamanki Genel Sekreteri Güneral Paşa adına Sayın Muzaffer Paşa’yla haber yollamıştı. İşte kendi yazısından aldığım pasaj: 

“Şardağ, basında konuşmasını yapsın ama, Meclis’te mümkünse konuşmasın.” Bu haber bana geç ulaşmıştı. Genel Kurul’da konuşmamı yapmış bulunuyordum. Gece, Köşk adına yapılan bir yalanlama, ertesi gün gazetelerin önemsiz köşelerinde yayınlanmıştı. Özü de şuydu:

“Ben af konusunu Kenan Evren Paşa’ya açmışım. Ama o razı olmamış.” Yani Şardağ yalanlanmak istenmişti. Öyle bir yalanlama idi ki bu, hem Paşa bu konuda kimseyi görevlendirmediğini yazıyor, hem de “Kendisiyle yapılan bağlantılara dayanılarak belirtilen izlenimlerdir” diyordu.

Be de “Zati kendi izlenimlerim” demiştim. Bu nasıl bir yalanlama olabilirdi ki!

Ertesi hafta “Milliyet”ten önce yazılarımı yazdığım gazetede biraz sert yanıtladım.

“Onlar, benim izlenimlerim değil, Evren Paşa’nın kendi fikirleridir.”

Aradan geçen sekiz yıldan sonra Paşamız anılarında yine bu konuya dönmüş. Yine beni yalanlıyor. Yalanlarken de çelişkiye düşüyor. Okuyun lütfen Anadolu Ajansı’nın, Evren Paşa’nın naklettiği notunu: “Bu arada Cumhurbaşkanı Evren’in, Genel Sekreteri Sedat Güneral Paşa vasıtası ile Şardağ’ın, basın toplantısı yapmasına bir şey demiyorum. Ancak Genel Kurul’da konuşma yapmasa iyi olur mesajını gönderdiği öğrenildi. Ancak mesaj, Şardağ’a, basın toplantısındaki konuşmasını Genel Kurul’da aynen tekrarlamasından sonra ulaştı.”

Şimdi beni bağışlasınlar Paşamız; sesleniyorum:

Mademki afla ilgili izlenimlerimi reddediyor, bunun aslı olmadığını söylüyorsunuz. Peki öyleyse basında yansıtmama neden izin veriyorsunuz?

Şardağ’ı yalancılıkla suçlayan Kenan Evren, yalanın bizim lügatımızda bulunmadığını çok iyi bilir. Kendisiyle tanışmadan önce İzmir’de rahmetli ablası ve onun damadı ile tanışırdık. Genelkurmay Başkanlığı’ndan başlayan dostluğumuz, Cumhurbaşkanlığı boyunca sürdü. Bundan bir ay önce İzmir’de yapılan 55. sanat yılımı kutlama gecesini onurlandırdı. Maddi ve manevi değeri üstün bir armağan gönderdikten sonra sahneye çıkarak hakkımdaki güzel duygularını belirtti. Zaman zaman bazı unutkanlıkları olduğuna tanık olduğum Sayın Paşamız, benim Danışma Meclisi’nde de bulunduğumu söyledi ki bu doğru değildi.

Sayın Kenan Evren, onur kırıcı, tepeden, en aşağılara doğru emir verici nitelik taşıyan anılarında, naçiz şahsımız gibi bütün eski askerlik arkadaşlarını, hatta bugünün Cumhurbaşkanı’nı kırıcı cümleler de kullanıyor:

“Şöyle yaptım”, “Şu emri verdim” gibi. Tabii, Şardağ da bundan nasibini alıyor, ama fazlasıyla:

“Rüştü Şardağ’ın böyle bir şey yapacağı hiç aklıma gelmezdi. Benim izlenimlerim demiş. Sana ne!”

Cumhurbaşkanı iken bile (SEN) sözcüğünü kullanmamaya dikkat eden Kenan Evren’in, makamından ayrıldıktan sonraki “sen”li, “ben”li talimat havası estirmeleri, bende ve öteki muhataplarında yaratacağı hayâl kırıklığını bir yana bırakalım, kendisini yüceltmez ki!

Bu arada “Süleyman Demirel”den getirdiğim haberlerin doğruluk derecesinden güvenli olmadığını belirtiyor. Dinleyelim:

“Esasen geçen hafta Süleyman Demirel’den bana getirdiği haberlerin doğruluk derecesinden de emin değilim. Acaba kendisi mi Demirel adına onları söylemişti. Bilemem.”

Diyelim, Şardağ’la yıllar sonra dostluk ve güven duygusunu bir kalemde silip geçiyor. Demirel’den, diyelim ki kendisine güzel, yumuşatıcı haberleri ben uyduruyorum. Halkın, birkaç kez oy çoğunluğu ile iktidar olmuş olan siyasileri seçme ve seçilme hakkından uzak ve yoksun bırakmış askeri otoritenin en başını etkilemek için güzel haberler getiriyorum diyelim. Suç mu?

“Birbirlerine kırgın iki imanlı arasında, birbirlerinin öfkelerini dostluğa çevirici konuşmalar naklederek onları yumuşatmak, Allah katında büyük sevap kabul edilir.” (Sahih, yani dayanaklı bir Hadis- Peygamber sözü)

Benim af konusunda Meclis’te yaptığım konuşmamdan sonra kendisiyle bir yıl görüşmedik. Bir yıl sonra, şimdiki kuvvet komutanlarımızdan bir dostumla, İzmir’de bana ulaşan randevusuna gittiğimde, “Paşam önce hesaplaşalım” demiştim. “Şardağ, ben onu unuttum.” Demişti. Ben de “Ben unutmadım Paşam! Basın ve Meclis’te af konusunu sizden elde ettiğim izlenimler olarak anlatacaktım. Buna olurunuz yok muydu?” deyince de “Şardağ, bana yanlış intikal ettirdiler? Benim bu konuda sizi görevlendirdiğim şeklinde konuşma yaptığınızı söylediler.” Deyip konuyu, “Dün akşamki konser nasıldı? ” ya ve tatlıya bağladı ve bu işte böyle kapandı. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra Milliyet’te aynı konunun yeniden pişirilişini görünce yazıklandım. Bir ay önceki jübilemde sahneye çıkarak hakkımda yaptığı güzel konuşmayı hüzünle anımsadım.

Paşa’nın yeniden yayınladığı Meclis ve basın toplantısındaki konuşmamın, Anadolu Ajansı’ndan alınmış haliyle bir daha sunuluşu okuyucularım affetsin beni mutlandırdı. Affın gereğini, bunun iktidar partisince bir yasa ile hazırlanıp oy birliği ile parlamentodan çıkarılmasını istemişim. Keşke bu dediğim olsaydı da Sayın Özal, arkasına devlet kuvvetlerini de alarak giriştiği No No’lu yasakçılıktan mahcup olarak çıkmasaydı!

Bunca yıllık dostluğumuza karşı Paşamız bana, karşılıklı fotoğrafımızı imzalayıp gönderirken de o gün bile, “Rüştü”yü “Şükrü” ile karıştırmıştı. Bir süre önce, jübilemde benden söz ederken Danışma Meclisi’ne de girdiğimi söylemişti. Kendisine o gece, İzmir’in ve Türkiye’nin gözbebeği akupunkturcu ve fizik tedavi uzmanı Doktor Alparslan arkadaşımı tanıttığımda da bir türlü tanıyamamıştı. Halbuki rahmetli eşleri, hasta iken, tedavi için onu Ankara’ya, ordu aracı ile getirtmiş ve elinde, doktora yardımcı olarak hokka tutmuş, kendisini Gazi Orduevi’nde yatırmıştı. O gece doktorun yüzüne, bir yabancı gibi bakıp tek bir kelime söylemediğini de görünce kendi kendime sordum:

“Şardağ, Paşa ile aynı yaşlardasın. Acaba sende mi bir rahatsızlık, unutkanlık var?”

Çok Sayın Paşama haber vereyim:

Ben kendi hesabıma çekaptan geçtim. Çok şükür sağlam çıktım.

Paşamızın bunca yıllık güzel dostluğu, çeyrek simit gibi (tabii eski fiyatıyla) harcayan yazısındaki sözcükleri, bir daha aktarıyorum sizlere, sevgili okurlarım:

“Şardağ canımı sıktı.”

“Rüştü Şardağ benim izlenimlerim demiş… Sana ne!”

Hayır, hayır! Bu çirkin anlatım. Sayın Evren Paşa’ya ait olamaz. Herhalde bu yazıları yazdırdığı biri var. Cumhurbaşkanı iken dilinden bu yavan, tatsız ve yaraşıksız sözler hiçbir gün çıkmadı ki yedinci Cumhurbaşkanlığından emekli olduktan sonra çıksın!


Şardağ, R. (1991, Ağustos 24). Kenan Evren polemiği. Milliyet, s. 14.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın