Özal dönüyor, dönekler, dönmeler de dönüyor

Sayın Özal’ın sırtında yumurta küfesi yok ki, hep konuşuyor. Bir fikre ulaşamayarak, genel kültür ve uzmanlık aşamalarının gerektirdiğinden habersiz, düşünce üretiyorum sanısıyla dönüp duruyor. O döndükçe, günlük gazetelerimizden birinde sütun kapmış. 2. Cumhuriyetçi(!)lerimiz, ünlü döneklerimiz ve dönmelerimiz de Özal’la birlikte dönüyor… Dönüyor…

Sayın Özal’ın üstü cilalı, içi karışık dünyası, yinelemeler, mevsimlik dönüşlerle dolu. Bir dönem, içinde bulunduğum parlamentoda kendi isteğiyle bir görüşme yapmıştım. Ona,”Yoksulu ezip zengini daha zengin etme yönteminiz, sizi kâfirle eşit duruma düşürüyor” dedim; bunu Kuran’la da kanıtladım. Bana, “Evet Şardağ, ben zenginlerin yanından geldim. Onlar, hiçbir ödün vermeye yanaşmaz. Çaresiz bordro mahkûmlarını ezdim. Şimdi sıra onlara geldi.” demişti. On yılda enflasyonu, neredeyse yüzde yüze çıkardı. Topraksız köylüyü, işçi, memur, emekli, küçük esnaf ve ortakçıyı silindir gibi ezdi. Elektromental, Çelik Döküm, Alarko gibi çalıştığı bütün işyerlerini zararda bıraktığını da duymuştum. ANAP’ta, çok üstün nitelikli arkadaşları vardı. Onların desteği ile ve ortadireğin kırdığı beli sayesinde zenginler sınıfı oluşturdu. Kendisine güç veren arkası kalınlar, bazı satılık kalemler, o ne derse, âmin diye diye ANAP’ı millet oylarıyla yıkıma götürdüler. Özal çark etti; onlar da çark ettiler. Özal, “Demirel’e vurun” dedi. Bir yıllık Başbakan’a vurmaya yöneldiler. Sayın Özal, yüz kez yinelediği sözlerini evir çevir edip pişirdikçe onlar da döndüler, bunları “yeni fikir üretimi” diye alkışladılar.

Danıştay’ı, Yargıtay’ı, Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirme hırsı Özal’da. Özal, bir banka olan, ancak sermayesinin yüzde yetmişbeşi, mallarını millete bağışlamış “vakıf”lara ait olan Vakıflar Bankası’na Okluk arazisini satın aldırdı. Eski Bakan Kahveci’yi âlet ettiği bu işte yetim hakkı yedi; yasaları çiğnedi.

Döndü; YÖK’ü karıştırdı. Adalet Bakanlığı’nı, müsteşarını âlet ederek buyruğuna almak istedi.

HEP DÖNDÜ, HEP YANLIŞ KONUŞTU

Genel kültüründeki eksikliğinden mi, acemiliğinden mi, içindeki güvensizliği yenip hep gündemde kalmak istediğinden mi nedir, konuştu, konuştu… Basında kalemler kendisine dokundukça, gündemde kalmayı da korumak isteyerek yine konuştu; hep dönerek, dönüşler yaparak konuştu. Ahde vefasızlığını; partili arkadaşları için, kendi seçtiği iki Başbakan için, eşi, çocukları dışında kalan yakınları için hep gündemde tuttu. Vefası için verilecek not, sıfırın alt sınırlarında, henüz icad edilmemiş bir matematik talihsizliktir. Davos’ta, Humeyni’yi en büyük devrimci yapan, Mecliste bizim belgesel konuşmalarımıza karşın, “Humeyni de Humeyni” dedirten Sayın Özal, İran sınırındaki nöbetçi askere, “İki bomba da İran’a sallasaydınız” diyebildi. “Kürtlere federasyon” dedi; döndü “PKK’ya af çıkaralım” fetvasını izleyerek, “Baharda PKK’ya harekât var” la dönüş yaptı.

Bulgar soydaşlarımıza, “Kapılarımız açık! Sen de gel Jivkovdedikten sonra yine bir dönüş: Soydaşlarımız ters yüz geri… Bulgaristan konsolosluklarımızda, kapılar kardeşlerimizin yüzlerine kapalı!

HANGİSİNİ DÜZELTELİM

Kaynağı belirsiz bir hadis tutturdu. Kuran’ın ayetleri pırıl pırıl ortadayken milyonlarca yoksul ve bir sürü de fırsatçı zengin yarattığı bir ülkede dayanaksız hükme yapıştı:

“Allah zenginleri sever.”

“Allah çalışanları sever” le karıştırmıştı. Allah, bütün peygamberlerini yoksul çobanlardan seçmişti. Kâfirlere karşı her üç peygamber yoksulların desteğinde Hakk’a ulaştı. “Komşunuz açken tok yatılmaz” hadisini söyleyen de Özal değil miydi? İşine geldiği zaman, işine gelen görüşe, hatta hadise tutunan Turgut Bey’i, yeni atılımcı görüşlerin, dinamik önerilerin sahibi gibi göstermeye kalkanların vicdanları huzurlu mu acaba?

Allah, yalnız helâlinden kazanan, vergisini kaçırmayan, kazancının en az üçte birini işçileriyle paylaşan, yoksulları düşünmek dururken onları unutup gösteriş için düğünlerde altınlar takıştırmayan, sıkıntıdaki dostuna borç para verirken ondan bir de faiz istemeyen zenginleri sever. İşte Tanrı ayeti: “Yetimlerin hakkını haksızlıkla yiyenler, karınlarına ateş tıkınmış olurlar.” Diyanet’ten yorum isteyen Cumhurbaşkanımıza yetmez mi bu?!

Gerçi Kuran’ın yirminci yüzyılın kafasıyla yeniden yoruma ulaştırılması gerek. Bunu, Allah’ın kitabını, en az kırk yıldır iki doğu, bir batı dilinden okuyan Şardağ da istiyor; kaç kez yazdı. Nedeni, bu yüce kitapta fizik, kimya, jeoloji, tıp, felsefe, astronomi başta gelmek üzere irfana olumlu bilimlere açık bütün bilgi dünyasının varlığıdır.

Sayın Özal için ve Türkiye’de onun yolunu kurtuluş yolu bilen, her iktidar değişiminde keşkül kâselerine boşalacak kepçeyi bekleyenler için, yoruma gerek bırakmayan kesin Kuran ayetleri vardır. İLO anlaşmasına karşı çıkanların da dikkatle okumaları gereken bu Tanrı buyruklarından bir kaçını sıralamada fayda umuyoruz. İşte Allah’ımızın yoksullara karşı duygusuz zenginlerimize, Zonguldak’ta soluk soluğu çalışan işçilerine verilen zammı çok görenlere seslenişi:

“Onu alın! Bağlayın! Sonra cehenneme yaslayın! Sonra da boyu yetmiş arşın olan zencire vurun! Çünkü o, Allah’a inanmazdı ve yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi.” (Hakka Sûresi, Âyet: 30-34)

Ve oğluna yazdığı Hayriyye-i Nâbi’sinde şair Nâbi, bir yerde “O servete ve de o devlete lanet olsun ki sabah, akşam yeyip besinlendikleri şey yoksulların göz yaşıdır” der, günümüzün diliyle.

Haydi bir de Victor Hugo’nun “Les Rayons et Les Ambres” (Işıklar ve Gölgeler) adlı eserinden şaheser bir tümce: “Bu doğa, Tanrı’nın bu altın meyveleri, yoksullar yaşarken tadılamaz.”

Özal dönüyor. Yüz kez yinelenmiş, bayat düşüncelerini sıralıyor. O döndükçe bir gazetenin 2. Cumhuriyet(!)çileri de, dönekler de dönmeler de onunla birlikte dönüyor, dönüyor…


Şardağ, R. (1992, Aralık 24). Özal dönüyor, dönekler dönmeler de dönüyor. Milliyet, s. 17. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın