
Sakın, bana, bazı, tarihini bilmezleri yaptığı gibi, “İstanbul’da, yerli İstanbullu kaldı mı?” demeye kalkmayın. 18 yaşına kadar Beylerbeyi, Üsküdar, Çamlıca’larda yaşamama karşın ben de İstanbullu değilim.
Fatih dönemine kadar İstanbullu mu vardı? İstanbul Belediye Başkanı adaylarına, İstanbullu olmadıkları yolunda yapılacak sitemin bir anlamı bulunamaz. Biz buralara nerelerden geldik efendim? Rumeli’lerden, Anadolu’dan, Horasan dolaylarından ve Ada’lardan. Kimleri bulduk? Ermenileri, Rumları, daha sonra kollarımızı açtığımız Musevileri. Ne ver ki bu gelenler, büyülü bir potada eriyip karıştılar. İstanbullulaştılar. Onlara katılan Arap, İranlı, Arnavut, Boşnak, Çerkes, Kürt kardeşlerimizle, söylenişinden bal sızan bir güzel Türkçe anlatım ağzı çıktı ortaya. Hani, beş on yıldan bu yana, gazetelerimizde pek çok yazarın, üniversitelerimizde bir nice öğretim üyelerimizin, özel televizyonlarla ona özenen TRT’mizde konuşmacı ve birçok sunucumuzun içine yestehlediği Türkçe, İstanbul Türkçesi!
ADAYLARDA NE ARAYACAKSINIZ?
Ortada eseri kalmayan Türkçeyi değil elbet. Memleket kökenini de değil. Ya neyi?
Efendiliği, sanat ve kültür birikimini. Allah korkusunu, Cumhuriyet ve Atatürk’e bağlılığı. Boğazından haram lokma geçmemiş olmayı. Ve de sonsuz bir uğraş aşkını! Hatta bana sorarsanız parti etiketine bakmamayı.
KONUŞMALAR BAŞLIYOR
İstanbul’un güzelliği, Türk milletinin, her bucaktan, her köşeden yola çıkıp bu kokuşmuş Bizans kentini Türkleştirmelerinden oluşur. Ama en az on beş yıldan beri de bu göçler, onun belinin bükülmesine neden oldu.
Bir yanda avantası çok tıkırı yerinde, İstanbul cellatları. Bir yanda; doğasına, bereketli, nurlu ormanlarına, temizliğine, kültür, tarih ve sanatına hayran insanlar. Bir yanda Boğaziçi’nin çamlıklarını Arap şeyhlerine, para babalarına, yasaları çiğneyerek sunan, denizini kirleterek sırıtan, Türk mimari üslubunu unutturan insanlar!..
Evet, soracaktır İstanbullu: “Siz hangi tür belediye başkanı olacaksınız?” Biz, hiçbir partinin yanında, ya da ille karşısında değiliz, ama İstanbul’un yanıbaşındayız. Sayın Dalan, bu sorulara nasıl yanıt verecek bilemiyorum. Ne ki şimdiden potların en büyüğünü kırdı:
“Dolmabahçe Sarayı’nın mimari değeri yoktur. Zati yapan da Ermeni’dir.”
KAFAYA GEL KAFAYA
İstanbul’u 23 yaşında ele geçiren, Farsça, Arapça ve Rumca başta, beş ayrı dili konuşan, bütün dinlere, mezheplere saygılı ve hoşgörülü olan Fatih’in torunu olan bu yüksek mühendis, denizden dolma, Batı tekniği ve Osmanlı mimarlığının karışımı güzel bir sanat eserini Ermeni bir mimar yaptı diye hayıflanıyor. İstanbul’un Gregorien Ermenileriyle Azerbaycan Ermenilerini ayıramayan Dalan’a hemen bir haber daha verelim. Fatih’in yaptırdığı Fatih Camii’nin mimarı da Rum’dur efendim. Adı da Hıristo Dolas’tır. Ölümsüz mimari eserler gibi, yüzyıllardır anılarımızı ısıtan o güzel şarkıların sahipleri arasında da başta Ermeniler olmak üzere, Rum ve Museviler büyük bir sanatçı topluluğu oluşturur.
Vatandaşlar, Dalan’ı çekip sormalıdırlar: Park Otel’e yapılan ısrarlı saldırılara karşın İstanbul, mimari bir pislik görünümü içindedir. Başta çok sayın Sabancı’nın işyeri olmak üzere o, gökyüzüne doğru üstüste yığılmış sefertasları, o çirkin gökdelenler nedir? Pencerelerinde, kapı ve bölmelerinde kavisler, Kemalettin Bey’in getirdiği neoklasik bir üslup görüntüleri sergilenemez miydi? Yirmi üç yaşında İstanbul’u alan Fatih’in ilk yaptığı jestlerden biri, ünlü İstanbul surlarını onarmaktı.
KENTTAŞLARIMI UYARMAK İSTİYORUM
Konuşturun adayları. Basın aracılığı ile soru sorun. Çöpü, pis havası, akmayan suyu ne olacak? Bu pislikleri çöplükte toplantı yaparak değil, hesapla, kitapla, yöntemle nasıl temizleyecekler? Özel televizyonlardan bazılarının taraf tutarak ve parti ayırarak yapacakları yayının etkisinde de kalınmasın! Sayın Dalan’ın geçen dönemde seçimi kaybedişini, salt kendi eksilerine de bağlayamazsınız. Kaybeden, daha çok, o günkü ANAP’tı.
ANAP adına aday olan İlhan Kesici’nin, devlette süt beyaz bir geçmişi var. Ama suskun insan biraz da dilinin altında gizlidir, değil mi? Tüm adayları konuşturun! Adadıkları İstanbul hizmetlerini dengeleyin, ölçüye vurun. Konuşmayan adayları konuşturun. Gerçi Batı’da çocuk yaşında tahta geçen hükümdarlar da var. Ama yönetim onun bunun elinde. Fatih askerlikçe ne kadar ergin idiyse, kültür, sivil yönetim bakımından da dopdoluydu. İstanbul 29 Mayıs’ta fethedildi. Ama ertesi gün, yani otuz Mayıs’ta dirayetli ve deneyimli Hızır Bey, İstanbul’a kadı ve belediye başkanı olarak atandı. Bu İstanbul efendisinin ilk atılımları ne olmuştur: İstanbul’un suyu, ekmeği, surlardan başlamak üzere kültür ve tarih eserlerinin onarımı ve de yeni mimarlık eserlerinin peşpeşe kondurularak bu sevgili kentin gül bahçesine döndürülmesi.
Sevgili İstanbullular!
İşte tarih, gözler önünde! Bu kente Fatih Sultan Mehmed, Batı’dan ressam, mimar, mühendis doldurdu. Kaçan Rumları geriye çağırıp güven verdi. Rum Patriği’ni, eline asasını vererek Patrikhane’ye devlet töreni ile yolladı.
Siz de Fatih yolunda ileri görüşlü, şair, sanatçı, kültür tutkunu, uygarlıktan yana, İslâm’ın gericilik değil, ilericilik olduğunu kavramış, İstanbul’a hizmet aşkıyla yanan insana oy verin.
İKİNCİ KURTARICI
Kimdi bu dünyalar incisi kenti ikinci kez kurtaran? İngiltere, Fransa, İtalya orduları İstanbul’da. Padişah tahtından başka hiçbir şeyin umurunda değil. Anadolu’ya Yunan sürüleri salmışlar. Camileri yıkıp hayvanlarına ahır yapıyorlar. “Biz izin versek, Yunan ordusu İstanbul’u iki saatte işgal eder” diyecek kadar alçaklaşan “düvel-i muazzama” yani büyük devletler.(!)
Bir Mustafa Kemal çıkıyor. Ülkücü arkadaşları, vatansever Anadolu temsilcileriyle, kahramanca savaşlar vererek o it sürülerini yurttan ve İstanbul’dan kovuyor. İç ihanetlere karşın kazanılan zaferin en büyük şimşeği de İstanbul’da patlıyor. İlk fethinden 531 yıl sonra yeniden fethedilen İstanbul’dan, düşmanı, bayrağımızı selamlayarak kovuyoruz.
İstanbul belediye başkan adaylarında, Atatürk’e sevda vurgunluğu var mı? Onu İstanbul’un ikinci Fatih’i gibi görüyorlar mı? Konuşturun adayları. Bazı basın, İstanbul konusunda bile partizanlığa, küçük hesaplara sapabilir. Sizler sıkıştırın adaylarınızı.
ÇELİK BEYİ KONUŞTURUN
İstanbul’da bu kente gönül vermiş, ama gördüklerinden tiksinip siyasetsizliğe soyunmuş bir Çelik Gülersoy kardeşim var. Bu talihsiz kente, karşılık beklemeden ne hizmetler yaptı, mahzun İstanbul’un göğsüne nice altın, zümrüt, la’l takılar taktı!
Ona da sorun. Onu da konuşturun. Yeni belediye başkanı adaylarında, onun partizanlığı dışlamasına yakın nitelikler araştırın!
İstanbul adaylarınızda, 1. Fatih’e ve 2. Fatih Mustafa Kemal’e yaraşır, yakışır nitelikler arayın!
Şardağ, R. (1994, Ocak 20). İstanbullular Uyanın, Milliyet, s. 20.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

