Tiyatro çırpınıyor

Yazıma koyduğum başlık, sadece İzmir'deki şehir tiyatrosunun kaderi ile değil, hatta şehrimizde modern komedi temsilleri veren Fransız sahne sanatkârları vesilesiyle bir kerre daha müşahede ettiğimiz Fransız tiyatrosu ile de değil; dünya tiyatrosunun kaderi ile ilgilidir. On beş sene oluyor ki Cermen kanından gelme Fransız şairi Reiner Maria Rilke “bugün” demişti, “Yazık ki Allah'a inanmayan insanlar, [...]

Sür sadeden

Evvelsi gün, bahardan nişan veren, gün güneşlik havada, Karşıyaka'nın bir kır kahvesi önünden geçiyordum. Yaşlıca, hafif göbekli, saat kösteği yelek ceplerinden sarkan babacan bir adam, önüne çektiği iskemleyi müteakip, garsona kahvesini ısmarladı. Tam bu sırada benim dikkatimi garsonun sesi çekti: -Sür sadeden! Birkaç defa şu kahveyi ben de tecrübe etmedim değil. Fakat her defasında, dilimde [...]

Mütatabbip ve müteşair*

İki talihsiz meslek vardır; Doktorluk ve edebiyatçılık. Bu memlekette her rastladığınız insanda bütün bilgi ve hünerlerden eser kalmasa, bütün ihtisas kaynakları kurusa bile işte bu iki meslek hamdolsun gürül gürül akmakta devam eder. Çünkü doktorluk ve ediplikten anlamayana rastlamak mümkün değildir. Dikkat buyurulursa yanlış anlaşılmaz sanırım; sözüm, avuç içi kadar bir paçavrada, mürettipten başka kimsenin [...]

Allahımdan yalvarırım

“Küçük Şenay!..” Zaman zaman firaklı bir ana babayı yürekten yakıp, büyük bahtsızlıkların içine atmak için bu iki kelime kâfi geliyor. Biliyorsunuz; tırnağı etinden sökercesine bir akşam karanlığında Yamanlar kampında anasından kaçırılıp götürülen ve bir daha da izi bulunmayan zavallı yavrunun hikâyesi, bu günlerde yine ortalığa dökülmekle iki bedbaht ana babanın bir ümit kıvılcımı halinde gönlünü [...]

İnsan, şu unutmayan hayvan

Amerikalı mütefekkir S. Levy'nin, sosyolojinin menşei adlı eserini okurken bir müşahede, dikkatimi kuvvetle üzerine çekti. Tanınmış tetikçi, on beş yıl süren inceleme ve araştırmalarına esas olmak üzere, evvelâ fert olarak insanın, kâinat içindeki diğer mahluklardan ayıran tarafı üzerine eğilmiş, fakat on beş sene sonra elleri boş dönmüştür. Öyle cins maymunlarla birlikte yaşamıştır ki bunların gülüp [...]

Nedir bu?

Körolası hep de kışı gözler. Sıfırın altında on altı derece soğuk ve yorgan diye bu soğuğu sırtına çeken yüzlerce vatandaş yine Erzurum'da zelzelenin mahkûmu. Kaç kere ve kaç şehrimizde bu hal?.. Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda Erzincan'da kırk bin canı bir anda, bir kısmını da sonradan alıp götüren namert tabiat, kendisini en çok [...]

Gökte ararken

Onu nerede bulabilirim diye bir teferrüce (gezinti) çıktım. Bu dediğim “O”, ne sevdiğim bir yiyecek, ne güzel bir roman, ne İzmir radyosuna ehil bir müdür falan değildi. Bu, zaten ne devlet dairesinde, ne çarşıda, ne pazarda, ne kitapçıda mutlaka bulunur cinsten bir şey değildi. Yenir mi; hayır. Kendisiyle konuşulur mu; hayır. Öyle yâr gibi ağuşa [...]

Kırmızı

Dün akşam, Fuar gazinolarından birinde kırmızı donlu bir adam gördüm. Güneşin son ışıkları, aşı boyalı kafeslerden geçip ona aksedince mi böyle, kırmızılaştı bilmiyorum. Gözlerimdeki dikkat ışıklarını ona yaklaştıkça biraz daha çoğaltıyorum. Evet, tereddüde yer yok, adam, tepeden tırnağa kırmızıya boyanmış. Bu arada yerime oturuyor, bu garip adamı bir köşede bırakıp güneşe bakıyorum. Biz milletçe asır [...]

Ne pis pazardır…

Adem evlâtlarının sade bağırsakları ve mideleriyle yaşamaya başladıkları şu maddeci insanlar pazarında arayıp bulamayacağımız kıymetler meyanında dostluk da bulunduğunu bilmez değilim ama, geçen gün hayalimle, bu vefadan, rikkatten, incelikten ve nihayet dostluktan yana hamdolsun halâs olmuş olan dünya pazarında bir faydasız dolaşmaya çıktım. Asumanı dört budiyle taradım; mideyi cezbedecek, derilerimizi süsleyecek, kanımıza hemoglobini verecek nice [...]