Düşün, düşünebilirsen…

Bazen bir gün süren kısa bir rahatsızlık bile insana, düşünmenin o büyük lezzetini tattırıyor. Dün küçük odamda, olaylardan uzak, fakat kendime, düşünceme çok yakın olmanın hazzı içindeydim. Anladım ki sevimsiz karga sesleri gibi tepemizde ötüp duran günlük dağdağalardan öte kalmak için zamanımızda hasta düşmekten başka çaremiz kalmamıştır.

Hâdiselerin bir hatıra çeşnisine bürünmesini, “an” lık olmaktan çıkışı uzun “zaman” lık olmasını meğer ne kadar çok özlüyormuşuz. Hiçbir şey düşünmez gibi uzun uzun dalmış dururken aklıma Ernest Dimnet’in “Düşünmek sanatı” adlı eseri geldi. Yazar, daha başlangıçta şöyle der: “Bir şezlonga uzanmışsınız. Bir şeyi düşünmez gibi dalgınsınız. Tam bu sırada birisi omuzunuza vurup bu anınız için kaç para isteyebilir.”

Gerçekten her gün dört yanımızı sıyırarak geçen vakalar, tipler ve meselelerin farkında bile olamıyoruz. Para ile satın alamıyacağımız muhakkak olan düşünmek bizden iş, hayat kavgası ve gündelik gürültüler sebebi ile her gün biraz daha uzaklaşıyor. Adeta işlemez bir beyni aksettiren afallamış gözlerle her şeye satıhtan bakıp geçiyoruz. “Lâhza” yı yenmek, çabuk karar vermenin, hazırlop neticeye konmanın zulmünden kurtulmak, biraz da, bizi hayvandan, ottan ayıran iç alemimize dönmek… Eserlerini Fransızca yazan Ruman asıllı Istrati‘yi sefil insanların acıklı hayatını yazıyor diye Ruslar, memleketlerine davet etmişlerdi. Hürriyetine ekmeğinden çok bağlı bulunan Istrati dönüşünde diyor ki: “Rusyanın hiçbir yerinde çalışmayan kadın erkek görmedim. Sokaklarında adeta kimsecikler yoktu. Herkes iş bürolarında ve fabrikalardaydı. Yahu, insanın, bir gün de işe gitmeyesi, şöyle kendini düşünesi gelmez mi? Bu ne büyük esaret ve sefalettir.”

Vapurda, sinemada, otobüste dırdır, evde zırzır, siyasette hırgür… Düşün düşünebilirsen!…


Şardağ, R. (1951, Ağustos 3). Günübirlik / Düşün, düşünebilirsen. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın