Aman doktor

Dünkü İstanbul gazetelerinden birinde, yine gördüm. Bir kulak burun mütehassısımızın tedavi adı altındaki meşum icraatı yüzünden kulaklarından olmuş iki hazâkatzede vatandaş, sütunlar içinden melül bakınıyorlardı. Derhal Neyzen aklıma geldi. Adamcağızı bir zaman Guraba mı, Cerrahpaşa mı, hangisi, birisine yatırmışlar; hatta yanlışlıkla bir küçük ameliyata bile tabi tutmuşlar; sonra da hatalarını anlayarak özür dilemişlerdi. Hicivci şair, kırk ateşte yatarken yapılan münasebetsizliği kavramış olacak ki şu iki mısraı döşenmişti:

“Bir hazâkatzedeyim midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu âciz bedenim”

Her şeyin yaratıcısı ve kâinatın özü insan oğlunu kolları arasına alan doktorluğa, bu şefkat müessesine sevgim, muhabbetim büyüktür. Zaman zaman onlara çatmaktan zevk alan eskimiş geleneğe de asla uymakta değilim. Nerede kaldı ki üç buçuk yıl beni yatağa mahkûm eden bir hastalıktan, paçamı kurtarmayı da kendilerine borçluyum. Amma kim diyebilir ki büyük hâkim Hipokrates’in torunlarında, bu en büyük babalarında saklı bulunan faziletin ateşi ayni kuvvetle yaşamaktadır. “Doktor, asık yüzü ile, hastalarına sadece bazı mualeceler tavsiye eden insan mı demektir?” diyen bu adamdan sonra, teknik bilgisi adım adım ilerleyerek nice meçhulleri keşfeden tababetin mensupları, yavaş yavaş o büyük merhamet müessesini itikâle uğratmaya başlamışlardır. Dünün, fakir bir hastanın döşeğine gizlice ilâç parası bırakan fıkara babaları nerede? Dağ tepesindeki yoksul evine, gece yarısı yatağından uyanarak seve seve, içinde iyiliğin, insaniyetin ateşi olduğu halde çıkan o çelebi hekimlerin adresini bilen var mı? Şu neyin uzmanı veya azmanı olduğu bilinmeyen kimselerin elinde şifa kapayım derken cüzdanını, bir de kulağını kaptıran biçare, tek örnek değildir.

Doktordan yana yüreği yanığın biri, bir kez şikâyete başlamıya görsün, artık bu yolda misaller çorap söküğü gibi gider. Ankarada, “ben Amerikada bilmem ne “loji” tahsil ettim” diyen bir doktor çirkinleri güzelleştireceğim diye giriştiği sahte tedavilerle apartmanının ilk katını çıkmıştı. Yine tahsilini Avrupada yapan tanınmış bir dahiliyecimiz, zengin bir aile kızının boyunu uzatacağım diye, alfabenin bilmem kaçıncı harfinden imal ettiği vitamin iğneleriyle altı ay işi savsaklamış, kendisinin mahkemeye verileceğini duyunca, aldığı vizite paralarını toptan geriye vermişti.

Doktorlar, sizin şefkati sembolize eden mesleğiniz, eski edebiyatımıza kadar girmiş, şairlerimiz, en ince duygularına ve gönül yaralarına bile mededi sizden beklemişlerdir. Bir ideal hamiyeti ile alevlenen etibba odalarınız, bu erbab hekimleri kuşa benzetmenin yoluna bakmalıdır. Gönlümüz ister ki “Aman doktor derdime bir çare” diyen ses, sizden bugün dahi müşfik cevabını alabilsin..


Şardağ, R. (1951, Ağustos 4). Günübirlik / Aman doktor. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın