
Bugün gene Pazar ya; şöyle hoş, hiç olmazsa hafif bir mevzua girmek lâzım. Gel gelelim, her baktığı köşede tüter bir derd dumanını gören mizaç için, neşenin içinde öyle kulaç kulaç yol almak kolay olmuyor. Hiç mi gülünecek veya hoşlanacak şey yok. Var, var ama, şair Osman Attilâ’nın dediği gibi, herşey huyumuza suyumuza uysun istiyoruz.
“Pazar isterim amma gün salı
Her şey deli gönlümce olmalı”
Bir bilet alıp Karşıyaka’ya geçiyorum. Kıyıdan doğru, tatlı bir esintiye karışmış çirkin bir ses uzanıyor:
“Manda yuva yapmış söğüt dalına”
Tamam! Bir alâka noktası yakalamış gibiyim. Şu alâmet mandayı o narin söğüt dalına çıkaran münesebetsizliğin derecesini tayin edecek babayiğite aşk olsun doğrusu! İşin tuhafına bakın ki bu türkünün beyitlerini düzen, bunu on binlerce plâğa basıp memlekete süren, gazinolarda okuyan, okunduğu zaman alkışlayanlardan ibaret bir münasebetsizlik kıtası gözlerimin önünde geçit resmi yapıyor. ama diyeceksiniz ki hangi devirde münasebetsizlik olmamıştır? İşte koca Yunus Emre bile:
“Çıktım erik ağacına
Anda yedim üzümü”
Dememiş midir? Tasavvufun bilmem hangi babına da girse erik ağacında üzüm yiyen ifade tarzına maşallah! Efendim, bir yanda güzeller geçit resmi yapadursun ben, çeşitli münasebetsizliklerin geçidini hayalen seyretmekten kendimi alamıyorum.
Alaturka musikiyi “Bizans’ın” diye yeren münasebetsiz, alafranga babasının malıymış gibi söylenir. Dünkü ustalar alaturkayı (300) makama çıkarmışlarken, bugünkü besteciler dört tane cılız makamın içinde bocalarlar.
Münasebetsizlik mi sorarsanız? Sahaya hakem koyarız, kararına uymayız. Mahkemeye istiklâliyet verir, hükmünden korkarız. Tiyatroya edebî heyetler koyar, yerli müellifleri kovarız. Mecnunları islah edelim diye tımarhane kurar, delileri dışarı salarız. Ahlâkı telkin edecek din adamları, hafızlar yetiştirir, bazılarını, şadırvan aralığında vebal işlerken yakalarız. Omuzlardan düşen o uzun kadın saçlarını kırpar, tırnaklarını uzatırız. Daha sayalım mı? Susmak gereken yerde Arnavut piştovu gibi söylenir, sayılacak daha nice münasebetsizlikler varken susarız. Hersekli Arif Hikmet beyin beyti meşhurdur:
“Şu dehri sağlam sanırsın delik deşiktir
Hayat rezalet değilse kepazeliktir”
Şardağ, R. (1951, Ağustos 19). Günübirlik / Say sayabildiğin kadar. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

