Ne pis pazardır…

Adem evlâtlarının sade bağırsakları ve mideleriyle yaşamaya başladıkları şu maddeci insanlar pazarında arayıp bulamayacağımız kıymetler meyanında dostluk da bulunduğunu bilmez değilim ama, geçen gün hayalimle, bu vefadan, rikkatten, incelikten ve nihayet dostluktan yana hamdolsun halâs olmuş olan dünya pazarında bir faydasız dolaşmaya çıktım.

Asumanı dört budiyle taradım; mideyi cezbedecek, derilerimizi süsleyecek, kanımıza hemoglobini verecek nice meta arasında ruhumuza gıda olabilecek bir şey var mı diye. Yok, vallahi en küçük bir alâmet yok. Acaba ruh, kâinatı aşmış ve taşmış da ben mi göremiyorum.

Öyle ya, koca Şeyh Galip de dememiş miydi?

“Bir şu’lesi var ki şem’i canın
Fânûsuna sığmaz ûsumânın”

Derken efendim, bu ümitsiz hayal yolculuğundan beni iyi bir dost ayıltıverdi. Yüzündeki keder, alıştığımız sebeplerden ileri gelmişe benzemiyordu. Bir tanınmış okuyucunun sanatına olan hayranlığını kalemiyle, en sıcak sözleriyle ve belki de sadece zararsız gözleriyle defalarca ihsas etmiş ve bu ihsaslar müşterek ve nezih bir arkadaşlığın temellerini atmıştı. Dün akşam ne olmuş, dinleyin:

Gittim. Her zamanki hayranlığım ve efendiliğim yine bana sahip ve hâkim olarak, hatırını sordum.” İşte aldığım cevap:

-Gel bana biraz dalkavukluk yap!

Gösterdiğimiz nice dostluk ve fadakârlığı, su katılmamış vefayı aynı kuvvetle karşılamayanlar, dünyamızda gerçi eksik değildir. Fakat böylesi bir inceliğe ve alâkaya karşı yediğimiz mânevi tekmeler bizi bizden utandıracak kadar ağır değil mi?

Dostluk, zamanında ne zor hazmedilir bir hale gelmiştir. Tedariki en müşkül olan bu ruh ziyafetini bile, gelin görün ki sindiremeyecek, tepecek hoyrat kimseler eksik olmuyor. Dostumu, darbelere oldukça mukavemeti olan bu dostumu bir kardeş alâkasiyle sarmalarken birlikte düşündük ki şair haklıdır:

“Dünyada nasîbin sitem ü cevr ise ey dil
Ahbâbın eder ânı da a’dâya ne hâcet”

Şimdi, en hazin olan şey, ne de olsa bir ümit ile çıktığım hayalî yolculuktan geriye dönmekliğimdir. Sitemlerin çeşidini yaşamış, işitmiş olan kulaklarım, dostluğa ve vefaya dalkavukluk sıfatının verilmesine ilk defa şahit oluyordu. Şu halde ne yapacağız, bilmem ki… Vefa, dostluk, gerçek aşk, insanlık… Bütün bunları aradınsa bul!.. Bul ama, sen göstermeye, sen örnek vermeye kalkınca, buna da hazımsız bir tiksinti ile mukabele gör dalkavuk ol! ne feci düşünüyoruz Yarabbi! Şu pis dünya pazarına ne zaman faziletin tanzifat (temizlik işleri) başısını göndereceksin!..

Yorum bırakın