Gökte ararken

Onu nerede bulabilirim diye bir teferrüce (gezinti) çıktım. Bu dediğim “O”, ne sevdiğim bir yiyecek, ne güzel bir roman, ne İzmir radyosuna ehil bir müdür falan değildi. Bu, zaten ne devlet dairesinde, ne çarşıda, ne pazarda, ne kitapçıda mutlaka bulunur cinsten bir şey değildi. Yenir mi; hayır. Kendisiyle konuşulur mu; hayır. Öyle yâr gibi ağuşa alınıp bir eyyam sürülen bir makûle (şey) mi; bu da değildi. Ne yerde, ne gök yüzünde yoktu ama, pekâlâ bazen hiç ummadığınız bir yerde, hiç ummadığınız bir zamanda karşınızda olabilirdi. Aradığım şey bir bilmece gibi kalmasın diye hemen söyleyeyim: İnsaniyet! İşte ona dün bir oyuncakçıda rast geldim. Evet dostlarım, insaniyeti bu dükkânda nasıl olup da bulabildiğime şaşacaksınız değil mi? Öyle ya efendim, sade namludan top değil, insanın göbeğini de hop diye zıplatan o japon malı makineli tüfenkler, o süslü püslü, yosma kediler, o ağlayan, mama isteyen baygın gözlü bebekler, o model hayvanlar ahırından farkı olmayan, atlar, eşekler, köpekler, kurtlar ve tilkiler topluluğu içinde, o göz göz garajlara sığınmış boylarından büyük sesler veren otomobiller, uçaklar, o şamamalar (cüce), hacıyatmazlar, köçekler ve zıpırlar arasında insaniyetin ne işi var diyeceksiniz? Benim dediğim insaniyet oyuncakların arasında değil, oyuncakçının vicdanındadır. Öğrendiğime göre hasbelkader işinden olan iki eski arkadaşına, göbekten ve kuşaktan asalet getirdiğini sanan bir nice boş ve hiçlere rağmen, asaleti kendisinden gelme bir insanlıkla her gün bin mahcubiyetle beşer lira veriyormuş. Kimsenin bilmemesini bilhassa rica eden bu aziz oyuncakçıyı tanımak, onunla gidip konuşmak, unun yüzüne gözüne, örneklerin kadim asırlarda bıraktığımız melek ve nur yüzlü insaniyet severlere bakar gibi bakmak isterdim. Ne çare ki o, buna izin vermeyecek kadar ileri gitmiş, mücevher kalbini, gerçek tevazuun göz kamaştıran bulutları ile gizlemişti. Her şeyin, kuş sütünden hizmetçilik makinesine kadar her şeyin alınıp satıldığı şu pazarda en rağbet görmez bir metaa sarılmış, onu yaşatmaya, onu alıp onu vermeye çalışıyorsun! Hey gidi aziz oyuncakçı!


Şardağ, R. (1952, Ocak 4). Günübirlik/Gökte ararken. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın