
“Küçük Şenay!..” Zaman zaman firaklı bir ana babayı yürekten yakıp, büyük bahtsızlıkların içine atmak için bu iki kelime kâfi geliyor. Biliyorsunuz; tırnağı etinden sökercesine bir akşam karanlığında Yamanlar kampında anasından kaçırılıp götürülen ve bir daha da izi bulunmayan zavallı yavrunun hikâyesi, bu günlerde yine ortalığa dökülmekle iki bedbaht ana babanın bir ümit kıvılcımı halinde gönlünü sardı. Gittiler. Şenay’ın amcası olan dostumdan da öğrendiğime göre Kırkağaç ormanlarında birkaç gün süren bu ümit seferi de inkisarla neticelenmiştir.
Öyle sanıyorum ki bütün evlât sahibi olanlar bu firaklı olduğu kadar vahşice cereyan etmiş olan hadiseden dolayı keder duymadalar. Firak tarafı, ana baba ile olan hazin kısımla ilgilidir. Hele anne, sancıların en azizi ve mübarekini çekerek dünyaya kendi etinden ve kanından bir parça halinde getirdiği yavrusunun ölümü ardından dahi bu kadar acı duyamazken, bu, peşinden hep aynı acıları sürdürüp giden devamlı mateme nasıl katlansın? “Bir annenin çocuğunu kaçıracak kadar, insan oğlu köpekleşebilir mi?” diye soracağım. Fakat iyi biliyorum ki köpek de anne olabilir ve yavrularının kılına kimseyi dokundurtmamakla çocuk sevgisi ne demektir, bilir. Bu hazin hikâyenin vahşet tarafı, işte bu köpek sıfatını dahi veremiyeceğimiz kimsenin körpe bir kuzuyu ana koynundan ayırmasıdır. Geçenlerde bu havadisi bir dostumla konuşuyordum. Bana, “ağladım” dedi; inanır mısın? Yavrum aklıma geldi. O babayı, o anneyi düşündüm. Ağaç kabuğundan imal edilmiş bir vicdan dahi olsaydı, bir anaya bu azabı çektirmezdi. Şu anda bu satırlar, o bedbaht annenin eline geçecek ve kederi artacak diye korkmuyorum. Çünkü akıbetinin ne olduğu her dakika meçhul olan çocuğu için ben yazmasam dahi o anne eminim ki susuyorsa, ağlamadığı için susuyor değildir. Olsa olsa derin sızısına, bir yeni vesile vermiş olacağım. Fakat yer yüzünde hiçbir vahşi hayvanın girişemeyeceği bu evlâdı ana babasından ayırma teşebbüsünü lânetlemek için kaleme sarıldığım şu dakikada, içimin bütün kusur ve günahlarına rağmen eğer Tanrımın makbulüne geçmiş bir tarafım varsa ona yaslanarak yalvarıyorum: “Allahım, bu çocuk asıl sahibi olan sana dönmemişse eğer, onu anasına iade et, affına sığınarak yalvarırım Allahım.”
Şardağ, R. (1952, Ocak 10). Günübirlik/Allahımdan yalvarırım. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

