
İki talihsiz meslek vardır; Doktorluk ve edebiyatçılık. Bu memlekette her rastladığınız insanda bütün bilgi ve hünerlerden eser kalmasa, bütün ihtisas kaynakları kurusa bile işte bu iki meslek hamdolsun gürül gürül akmakta devam eder. Çünkü doktorluk ve ediplikten anlamayana rastlamak mümkün değildir. Dikkat buyurulursa yanlış anlaşılmaz sanırım; sözüm, avuç içi kadar bir paçavrada, mürettipten başka kimsenin haberi olmayan cevherleri yumurtlamaya çalışarak kendilerini gazeteci sananlara, Safiyesiz kafiye yapamadığı halde şiir yazdığını zannedenlere, sapa sağlam adamı hasta eden diploma doktorlarına ait değildir. Biz böylelerine çoktan razıyız efendim. Fakat mesele şu ki bizde de edebiyattan söz etmek ve beyit düzmek gibi, hastalara dermen ve deva düzmek için de vatandaş olmak yetip artar. Biraz başınız mı ağrıyor; “Galiba sizde peklik var; durun size unutmamışsam bir müshil ilâcı tavsiye edeyim.” “Aman aspirin falan kullanmayın; yeni Amerikan hapları gelmiş, muhakkak onları kullanın.”
Bir baş ağrısını yüz sebebe irca eden bugünkü mudil (saptıran) tıp ilmi bile bu kadar kolay, tetkiksiz, savurma hükümler vermeğe yanaşmazken bizim mütatabbip dediğimiz doktor taslakları yıldırım sürati ile işkembelerinde tertiplenmiş reçeteler yazmakta hiçbir zorluk çekmezler. Edebiyat, hele zavallı şiir için de hal böyle değil mi? Şiiri okumak, şiiri anlamak bir mesele iken, şiir yazmak yoluna sapmayan veya sapmamış kaç kişi sayabilirsiniz. Gerçi insanoğlu her yaşta ayrı bir karaktere sahiptir. Hepimizin bir de teşaur (şairlik taslama) ettiğimiz, kendimizi mütatabbipler misali, müteşair sandığımız gün ve hatta yıllar yok değildir. Fakat bir çağ gelir, anlarız ki şiir denen bu ince meslek, değil bir sürü kuru kalabalığın, edebiyatın öteki dallarında bir kıymet olanların dahi üstesinden gelebilecekleri şey değildir. Bizi bütün benliğimizden kurtararak kendine doğru çeken şiir adlı bu derin kuyuda çıkan o muhteşem sesleri, içine atılan çakıl taşlarının çıkardıkları seslerle kıyaslamaya imkan yoktur. Bir mısra içine, bazen bütün safhalarını dolduran bu tılsımlı sanatın taklitçileriyle, tıp ilmine arız olan ukalâ mutatabbiplerden kurtulduğumuz gün bayağı bir nefes alacağız.
*: Doktorluk ve şairlik taslayanlar
Şardağ, R. (1952, Ocak 14). Günübirlik/Mütatabbip ve müteşair. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

