Yemediğimiz herze mi kalmıştır?

Bilmem efendim, siz de İstanbul gazetelerinden ve İzmir basınından öğrendiniz mi? İstanbul’da at etinden sucuk imali öğrenilir öğrenilmez, belediye, haklı olarak bütün dikkatini şu noktaya çevirmiş: Acaba at etinde sağlığa zarar verecek bir nesne var mı? Tahliller yapılmış, at budundan yapılmış pastırmalar, vücudunun çeşitli kısımlarından kıyılıp doldurulmuş sucuklar incelenmiş, hamdolsun muzır bir şey bulamamışlar… Hatta iş daha da ileriye gitmiş, öyle bir rapor tanzim edilmiş ki her isteyen bu lezzetli beygir etinden kestirip yiyebilecekmiş. İşin içinde lâtife dozu daha mı fazla bilmiyorum, fakat meselenin ehemmiyetli tarafı, yediğimiz hayvan soyu pek azmış gibi, bağırsaklarımıza bir yenisini daha indirebilecek durumun hasıl olmasıdır. İnsanoğlu bu! Boğazlamadığı hayvan mı bırakır? Nefs dediğimiz o kör kuyunun içine indirdiklerimizi bir düşünün: Denizleri alt üst etmiş, ne kadar galsamalı (solungaçlı) hayvan varsa canlarını bir lahzada almış, yedi yaşındaki çocuğumuzla yetmişindeki ihtiyarımızda bile mevcut olan öldürme hırsı içinde, iğne ve olta ile gırtlaklayarak, ağlarla boğazlayarak, dinamitlerle mahvederek canı azizimize indirmişiz. Bu yetmezmiş gibi, bizim zulmümüzden kaçarcasına duvar diplerine korku ve helecanla yapışan midyeleri söküp pişirmişiz. Öküzden, mandadan, deveden vazgeçememiş; tavuktan, horozdan, kuştan zevk almış; sevimli kuzucukları, keçileri, sığırları haklamış; şehirdekiler az gelince, ormanlara, dağlara fırlamış, kendi hür semalarında uçan göklerin fatihi kuşların, ormanların kralı olan ve dokunmadıkça kimseye zararı olmayan o muhteşem hayvanların hakkından gelmiş, midemize, bu kadar çeşitli hayvanı nasıl olup erittiğine akıl erdiremediğimiz midemize indirmişiz. Bize memeliler sınıfı mı, et yiyenler mi, ne demeli bilmem ki… Her halde en iyi sıfat, “yemediği herze kalmayan sınıf” olsa gerek… Şu doymaz nefsin uğruna bazı ahvalde hayvanlardan da aşağı derecelere düştüğümüzün farkında mıyız bilmem ki… Kurtlardan gayri hiçbir hayvanın, acından ölse, şehre inip insan eti yemediğine dikkatinizi çekerim. “Efendim din şunları, şunları helâl etmiş, bu hayvanların hepsini yiyebileceğimizi söylemiş ya!” Böyle olmasaydı da birbirimizi mi yeseydik!… Şu anda insanlığın tarih boyu bilinen boğazlaşmalarını hatırlıyor da bu son suali bile soramaz oluyorum. Koca mutasavvıflar haksız değiller vallahi! Allah’a giden yola, şu çöplükten farkı olmayan nefsimizden ve tenimizden geçmekle girebileceğimizi haklı olarak işaret etmişler… Marifetname sahibi İbrahim Hakkı, gerçekten güzel demiştir:

“Az yi, az uyu, az iç
Ten mezbelesinden giç”


Şardağ, R. (1952, Ocak 23). Günübirlik/Yemediğimiz herze mi kalmıştır?. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın