
Vatan gazetesi namına 1945 yılında yaptığım bir memleket seyahatinde, Gelibolu’ya da, Türk tarihinin iki büyük kahramanını sinesinde barındıran bu bahtiyar ilçeye de uğramıştım. Bahtiyar diyorum; çünkü Gelibolu, bir çok askeri işleri ve büyük mesuliyetleri bulunan büyük bir askerin elinde, çok kısa zamanda medeni bir şehir olmanın hususiyetlerine sahip olmuştu. Şehirdeki zabıta işleri mi, belediye faaliyetleri mi tanzim edilmiş; ümran eserleri mi yükseltilmiş, büyük vatan şairi Namık Kemal ile, “Rumeli’nin yakasını pençe-i himmetle” alan Süleyman Paşa‘nın mezarları onarılmış; hülâsa bir şehri, belkemiği istikametinden tutun da vücudunun en küçük uzuvlarına kadar her cephesinden kalkındırmak için çok büyük alaka ve emek mi lazım, her şeyde, her şeyde onun en büyük hissesi olmuştu.
Şimdi burada kaydettiğim şu müşahede ve tahassüslerimizin, yedi sene önce, kendisini tanımadan Vatan gazetesine de geçirilmiş olması, duygularımızdaki samimiyetin bir bürhanı olacaktır sanırım. Fakat bu müşahedeler salahiyet ve mesuliyetlerin ayrıldığı demokratik bir devreye girmiş olsak dahi asıl başka bir şeyin bürhanıdır (kanıt): Sayın Tuğsavul’un burada da muvaffak olacağının. Bir insanın iç dünyasını alevleyen o sihirli güç olmasa, düzinelerce rütbe de bir araya gelse, büyük eserlerin meydana geleceği iddia edilebilir mi? Yeni valimizin Gelibolu’da dümdüz bir arazi haline getirdiği o koskoca dağ azmanı tepe dahi eğer enerjisine bir işaret sayılmazsa, başka daha ne gibi bir sebep bu enerjiye işaret olabilir. Sayın Tuğsavul, dumanı üstünde verdiği ilk beyanatta ileri sürdüğü görüşleriyle, İzmir şehrine dair meselelerin kabuğunu kırıp özüne girdiğini pek ayan ve aşikâr olarak açıklıyor: “Bu şehrin münevverleri ve kıymetleri vardır.” Şimdi mesele, onları öksüzlükten kurtarmaya kalıyor demektir. Yine o İzmir’de Meryem Ana’nın en mühim dava olduğunu, hatta bu mezara giden yollara dökülecek paraları temin etmiş bulunduğunu bildiriyor. Yollara bir defa dökülen paranın, bin defa geri alınacağı ne kadar emin ve rahat söylenmiştir. Sayın valimiz, İzmir şehir planının gerçekleşmesine karşı duyduğu sevinci de açıklıyor. Gerçekten belediye olarak koskoca bir dağ devrilmiş, hergün yeni bir eser yavrulamaya müsait olan ana dava kökünden halledilmiştir. Şehrimizin valisi yeni bir hamle vadederken eski yapılmışları, insafın ve takdirin o insanlara mahsus olan güzelim süzgecinden geçirerek yadetmesini de unutmamıştır. Haydi, öyleyse, bir eski temenniyi, gönlümüz dolusu daha bir kerre tekrarlıyalım:
“Ve Minallahi Tevfik.”
Şardağ, R. (1952, Ocak 30). Günübirlik/Ve minallahi Tevfik. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

