
İyi dostum Dr. Petek, her zamanki gibi güzel olan radyo sohbetlerinden birini, bizdeki matematik öğretimine ayırıp bazı hocalar için biraz sitemkâr konuştu diye bir kısım öğretmenlerden haksız tarizlerle dolu mektuplar almış. Haksız diyorum, çünkü benim de, radyoda söylenmeden evvel kendisinden dinlediğim bu konuşmanın hedefi, öğretmenden daha çok öğretim sistemiydi.
Çocuklarımızın yüzde sekseni bu kolay ve zevkli dersten Gulyabani görmüşçesine korkuyorsa, doktor haksız mı? Meslek arkadaşı veya hocam olarak tanıdığım pek çok matematikçi bilirim ki ayrı ayrı sesler ve koca koca hareketlerle bize kendi derslerinin ötekiler gibi kolay hazmedilir bir nesne olmadığını isbata çalışırlardı; tabii öğrencilerine de. Halbuki riyaziye dediğimiz ilim, hazmedebilmek için değil, öteki derslerle tıkabasa doldurulan kafamıza hazım kabiliyeti kazandırmak, yani bizde, muhakeme dediğimiz fakülteyi geliştirmek için öğrenilir.
“Senin muhakemen kıt, sende riyaziye kafası yok” diye öğrenciye ihtarda bulunan bir hoca, farkına varmadan bu muhakemeyi yaratacak olan dersi sevdiremediğinin itirafını yapıyor demektir. Riyaziye bir rakamlar ve şekiller oyunudur. Bize tıpkı zıp zıp, karanlıkta hırsız polis oynamak ve köşe kapmaca oyunu gibi oyunların vereceği haz ve heyacanı duyurmalıdır. Meçhulü bulmak sanatı olan aritmetiği (hesap), tecessüm sanatı olan Geometri (hendese)yi hayatın hangi yıl ve deminde yanımızda taşırız? Kültür dersleri olarak tarih, edebiyat, coğrafya, yurt bilgisi, müzik ve hatta fizik, kimya ömür boyu dağarcığımızda kalacak derslerdir; ama riyaziye; asla! Şu halde neden bu dersi okuruz? Bu soruyu bana bir matematikçi arkadaşım da sordu: “Yahu geçenlerde bir mecliste idim. Dikkat ettim, üç saat devam eden o münevverler sohbeti arasında her okuduğumuz derse ait sözler ve görüşler geçti de riyaziyeye bir ucundan olsun temas eden konuşma yapılmadı. Şu halde ne diye bu dersi okuyoruz?”
Riyaziyeyi okuruz, çünkü Pythagoras‘ın dediği gibi: “Riyaziyenin olduğu yerde nizam, muhakeme ve ahenk vardır.” Çünkü riyaziye, bizim öteki derslerden gıdalanacak olan akıl makinemizin paslarını siler, muhakememizi yağlar. Kültürde, riyaziyenin kırıntısı bile bulunmaz. Amma, kültüre sahip olacak olan beynimize işleme ve kıvamını bulma vasfını riyaziye verir. Şu halde hepimiz için bu kadar lüzumlu olan bir dersi sevmek zorundayız. Yalnız acı da olsa gerçek şu ki okullarımızda eski din dersi öğretmenlerinin yerini, hala kendilerini farklı muameleye tabi tutmak isteyen, bir nevi imtiyaz iddiasında bulunan bazı matematikçiler almıştır. Dr. Petek’in şehadet parmağı ile işaret ettiği kimseler işte bu gibiler ve bunların öğretim tarzıdır. Hakikati örtmenin manası mı var?
Şardağ, R. (1952, Şubat 4). Günübirlik/Matematik üstüne. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

