
Bilmem gazetelerde okudunuz mu? İstanbulda on beş senedir katlanılmaz bir sefalet içinde kıvranan yoksul ve kimsesiz bir adam, hasta yatağında tam Tanrısına kavuşacağı dakikada, Milli piyangonun on bin liralık ikramiyesine kavuşmuş. Kendisine ancak, cenaze levazımatı bakımından bir hizmeti dokunabilecek olan bu vakitsiz şansın, şu nasipsiz adamla alay edişi pek hazin değil mi? Çok bekleriz, çok ümit ederiz, neden sonra, biz artık beklediğimizi bile unutmuş bir halde iken o nazenin karşımıza çıkar gelir. Şairin dediği gibi:
“Sunar bir cam-ı memlû bin tehi peymâneden sonra
Felek ehl-i dili dilşat eder amma neden sonra”
Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın, hayatının yaşlı deminde, Mısır’da hükümran oluşu malûmdur. Onun ilk iktidarı sırasında bir gece etrafını alan genç ve şakrak Nil kızlarının, çeşitli cariyelerin paşa ile olan münasebetlerinden bahseden bir Osmanlı tarihçisi, paşanın, “Ah kızlar, Kavala’da kan beynimi kamçılarken nerede idiniz” dediğini yazar. Zamansız konan devletin ne hükmü olabilir?
Yıllarca beklenilen ve özlemi çekilen nice arzuların iş işden geçtikten sonra gelmesiyle gelmemesi arasında en küçük bir fark yoktur. Tam çorbaya kaşık sallıyacaksın; senden derman geçer. Fırsat gelir; lüzum geçer. Canın şıra mı çekti; bağ biter, üzüm geçer. Yar neden sonra “evet” der ama ondan gözüm geçer. At gelir; meydan biter. Garibe beylik verilir; zaman biter. Yakmaya tam kibrit bulursun; şem’i can biter. Ağaca boyun erişir; Ayva biter. Nazlı gönül uykudan uyanır; gün biter, yatarsın rüya biter. Damağında tadı kalır yalancı dünya biter. İsmini bir gün ölmezsem neşredeceğim “Klâsik Şiirimiz” kitabıma sakladığım bir arka plânda divan şairi: “Biz” der, “Bir lokmacık nimete razı olduğumuz zaman devlet ve ikbal haberi gelir. Hey! ne talihtir bu; dermandan vaz geçtiğimiz sırada deva çıkar gelir. Biz bu işlerin kurdu olduk vesselâm, artık yetişip çırak çıktık demektir. Zira iyi bilmekteyiz ki dişlerimiz döküldükten sonra, evet ancak ondan sonra bir lokma ekmeğimiz teşrif eder:
“Devlet peyam-ı kani-i yeknan iken gelür
Derde deva da fariğ-i derman iken gelür”
“Piştik zamanla gayri çerağ eylesün felek
Nanparemiz ki nişti-i dendan iken gelür”
Şardağ, R. (1952, Şubat 5). Günübirlik/Hazin mi hazin. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

