
İsveç’te, iki güreşçimizin karıştırdığı halt hakkında duyulan üzüntünün akisleri devam ediyor. İşin hırsızlık tarafını pek acı bulmakla beraber, milletçe kendi kendimize küsercesine ümitsizliğe düşmeyi manasız bulurum. Hırsızlık ruhi bir hastalıktır. Her şeyi maddi şartlara bağlıyan dar materyalizmi defalarca yanıltan destanlık hatıraları bilmiyor değiliz. Sonunda bir kutu pasta ile mükâfatlandırılacağını bildikleri halde nice mahrumların, ömründe yüz lirayı bir arada görmeyen pek çok fakirlerin, buldukları on binlerce lirayı derhal sahibine teslim ettikleri bir gerçek değil midir? Hırsız, hakkı olmayan şeylere ellerini uzatan bu ruh hastası, her hastalığın inkişaf bulduğu cemiyetlerde görülmemiş bir şey değil ki. İsveç dahil olmak üzere en medeni dediğimiz memleketlerde bile, tam bir ıstıfâ (temizlik) yapılamamış, uzun elliler temizlenememiştir. Bizi asıl üzen şey bu iki pis mahlûkun sporcularımız, bilhassa güreşçilerimiz arasından çıkmış olmasıdır. Sporu yalnız kol, bacak gezdirmek, adale teşhir etmek manasına alan, ruhları çirkef banyosundan çıkma bedbahtların, damarlarında temiz kan yerine domates suyu taşıdıkları muhakkaktır.
Şerefli bir maziden bu tarafa, rakiplerini sırt aşağı eden bütün pehlivanlarımız, her yenişte bir gazadan galip çıkışın gururunu duymuşlardır. Derin bir şerefin, milli sarhoşluğunun bütün geleneklerini taşıyan bu minder, ninelerimizin kıçına serdikleri minder değildir. Onun üstünde nice düşman kaleleri alınıp verilmiş, nice tepeler elden ele geçmiştir. O minderde yenilmemek için rakibinin cıcığını çıkaran Türk, eğer yenilmişse, mutlaka hasmının turşusunu çıkarmadan bu feci akibete razı olmamıştır.
Yenilmek; gerçekten bu, Türk için fecidir. Bu sebepledir ki yedisindeki yavrularımız ev ve apartmanlarımızda emir erlerimiz, rıhtım boyunda öğle paydosu yapan hamallarımız, okullarımızda çocuklarımız, harman yerlerinde yağız çehreli köy delikanlılarımız bir kapışmaya görsünler, ne yenmek, ne de yenilmek bilirler. Geçen seneler içinde Amerika’ya giden rahmetli bir profesörün bavul hırsızlığını duyduğum zaman bu kadar üzülmemiştim. Tekrar söylüyorum. Her millette, her sınıf insanlar arasında, hakkı olmayana el sürmek isteyen çeşitli hırsızlar çıkabilir. Ama düşünün! Namı hâlâ maşrıkten mağribe söylenen Koca Yusufların, Kurt Derelilerin torunları diye yabancı ülkelere gönderdiğimiz pehlivanlar, güreşe milletçe verdiğimiz manayı anlamayan iki betbaht yüzünden lekeleniyor. Batılılar ne diyecek diye gamlanmıyorum. Belki bu iki anormal, onlar için bu kadar büyütülecek bir hadise de değildir. Fakat pehlivan bozuntusu! Senin yakana yapışan bizleriz. Beline doladığımız kemer, asırlardan asırlara şerefçe büyüyerek gelen namus kuşağıdır. Tuh Olsun!
Şardağ, R. (1952, Şubat 15). Günübirlik/Tuh olsun!. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

