
Dün ona yine uzun uzun baktım. Şişman bir kadın yüzü gibi dolgun ve etli yanakları, şiş şiş gözleri ile ne kadar sıcaktı. Sual sordum, o başka şeyden söz etti. Hep uzak memleketlerde, başka iklimlerdeki aptal adındaki kendimize benzer insan kardeşlerinden ayrı kalmanın hasretini çeker gibiydi. Birden bütün aptalları düşündüm. Hepsi de dalgın, hepsi de bizim erişemediğimiz bir daldaki meyvenin lezzeti ile sarhoş kimselerdi. Pek çoğu bedenden yana ezik büzük ve yamrı yumru şeylerdi. Kendilerinden tarafa başınızı döndürseniz gönüllerinin dolusunca gülecek, bir az okşasanız bahtiyarlıklarından ölecek kimselerdi. Hiçbir ruhiyat kitabında beni doyuran bir bütünlük içinde kaleme alınmış aptal tarifine rastlayamadığımı söylemeliyim. Hele izahlarından tiksinirim. Zira bütün bu tarif ve izahlar onu biraz daha karartmaktan başka bir işe yaramazlar. Hepimiz, aptal deyince ilk önce ne anlarız? Alay edilecek bir zavallı değil mi? Öyle ki: “Ahmet baban öldü” deseniz oturup ağlar. “Kız, deli kız, seni evlendirelim artık” deseniz sevinip gülümser. Yani ne deseniz inanır. İyi ama, insanların en kötüsünü bile iyicil bir mahlûk diyebilen bu adamlar neden zavallı olsunlar? Olsa olsa, inancın ve lüzumundan fazla iyiliğin hastası değiller midir? Bizim arkadaşlar geçen aylarda bu sınıftan bir odacıya demişler ki:
-Fuar yarın açılıyor, bir açılış nutku hazırladın mı?
-Yooo! Ben de konuşacak mıyım?
-Ya, ya! Hademe arkadaşlarının görüşünü bildireceksin?
-Kendim okuyacağım değil mi? Çünkü benim yazımı belki başkası okuyamaz da…
Ah aptalım, o müstesna kalbinle her söylenene inanıyorsun; her söyleyen insana verdiğin derin kıymet sebebi ile. İyilik seni o kadar tıknefes etmiş ki binlerce insanda zerresi dahi bulunmayan bu inanç cevherinin bütün ağırlığı ile sende yaşadığına kendin de hayran olmuşsun. Zamanımızda en iyi dostumuzun bize verdiği her çeşit habere ilk cevabımız şunlar değil midir?
-Sahi mi?
-Yok canım?
-Doğru söyle?
Hey gidi iyilik cevheri patlak gözlerinden fışkıran aptalım! Bilmem ki sen mi zavallısın; yoksa şu inanç yoksulu insanlar mı? Kim bilir?
Şardağ, R. (1952, Şubat 20). Günübirlik/Bir anketin düşündürdüğü. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

