Siz öğretmenler…

Bir öğretmenden aldığım mektup cidden acı. “İzmir’de” diyor, “İstiyorum ki, demirciler bir siteye kavuşur, hakimler bir mahalle, semet ve kulüp sahibi olur. Tüccarlar bakkallar ve birçok meslek teşekkülleri lokallere kavuşur. Fakat, biz öğretmenlerin çok şükür, yeni kurulmuş bir derneğimiz var olmasına rağmen heniz bir lokalimiz mevcut değildir.”

Dert, kendi derdim gibidir. Eski bir hoca olarak işe meslek bağım sebebiyle de girdim ama, tarafsız bir görüşün değneği ile konuya dokunsak dahi, karşılaşacağımız manzara hazinliğini gideremez. “Öğretmenlerin neden bir derneği yok?” İşte cevabı: Onlar, yirminci asrın şu yıllarında bile ev, arsa, kooperatif, ek ödenek yerine hâlâ lokal istiyorlar da ondan. 

Maddenin hakim olduğu bir meydanda manevinin asasını uzatmak! Gerçekten her dereceli öğretmenin Türkiye’de bir asırdır tahili hep, lafça itibar görmek olmuştur. Hiç bir meslek arasında, değer ve memleket hizmeti bakımından fark güdemezsiniz. Tahtayı eğitip altınıza karyola yapan insanı, haklıyı haksızdan ayıran insanla bağdaştırabilirsiniz. Bunun gibi, milletvekili ile hat bekçisi arasında bir hizmet ve memlekete yararlı olma eşitliği vardır. Ama demiri eğitin demircinin mevkiini, her şey olmaya namzet insanı eğiten öğretmenle bir tutamazsınız ki… Celhi ilme; safsatayı gerçeğee; haksızlığı hakka; hırçınlığı basirete; sokağı terbiyeye; küçük heyecanları millî şuura bağlayan öğretmen sade lokalden yana sızlanmakla bile, sınıfındaki koyu asil rengi belli etmiyor mu? Naylon, Kadillak, Avrupa seyahati, ödenek talebi devrinde sadece lokal istemenin bir manası da belki, kendi cinsinden olan başların yanyana melâl nakledebilceği bir çatıya sahip olmaktır. 

Öğretmenler, 

Veliden tenkit, siyasî portilerden sitem; öğrenciden -çok zaman- hatırlanmazlık; sizinle ilgili hususular görüşüleceği zaman mecliste bulunmayan bazı milletvekillerimizden ilgisizlik; mesainizin sokakta da geceleri evde de devam ettiği düşünülmeden tatillerinize karşı kıskançlık.. Kaderiniz bu! Hepiniz Hammamizâde İhsan Bey‘in ağzından şu beyti okur gibi değil misiniz:

“Ben kendim atmışım bu belâ bahrine kendim
Kalsın lütuf ayakların altında efendim”


Şardağ, R. (1958, Aralık 30). Günübirlik/Siz öğretmenler. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın