
-Öhö öhö! Öhö! Allah Allah, tuttu meret, öhö!
-Ne oluyorsun yahu, at şu sigarayı elinden. Öleceksin, hâlâ gözün o pis dumanda.
-Sigaradan canım. Allah kahretsin, sigara değil, gıcık macunu sanki.
-Nedir o sigaranın markası?
-Öhhöö! Birinci.
-Birinci ha. Dostumu benimle iki lâf ettirmeyen, ona dünyayı haram eden şu pis nesnenin adını beğendiniz mi? Kırk bir buçuk maşallah; Birinci!
Bir de kalkmış cemiyet hayatında bir çok şeylere böyle “birinci” lik takmışız. Gerçi bu birinci bazen birinci nevi olur, birinci sınıf olur, has olur, halis olur, kaliteli olur, ekstra, ekstra ekstra, haysiyetli, hesna müstesna, rânâ, en hoş vesaire olur. Türlü kelimelerden yapılmış sıfatlar, başına getirildikleri isimleri. Evet bu isimleri çok zaman berbad ve kepaze ederler. Şu birinci sınıf vagonlarımıza ne buyurulur? Sıfır numarası bozuk, aynasız, pis tozlu, personeli bazen haşin, bir de üstelik size tehacüm sebebile ikinci, hattâ üçüncüler gibi lebalep doluyor mu? Ekmeğin de birincisi, hası var: Fırancala. Isır ve yut bakalım. Mübareğin beyazı çoğaldıkça ve inceldikçe yutulması bir kazık oluyor. Kimsenin de malını kötülediği veya ortaladığı yok ki. Sütçü efendi, şu mavimtırak renkteki şeyin adı nedir? Halis süt efendim. Azizim, içinden kavrulmuş hamam böceği çıkan yemeği yediğiniz lokantanın sınıfı kaçtır? Birinci efendim. Şu kısa zamanda sola doğru bel veren binanın plânını kim yaptı? Yüksek Mimar efendim. Peki, ya bu beceriksiz adam sınıfında kaçıncı geliyormuş? Birinci efendim. Şu sattığın kartaloz sebzenin adı ne baba? Haysiyetli kereviz efendim. Şu vücut fıkarası hatun hakkındaki fikrin nedir a zendost bey? Hesna müstesna efendim. Şu hademeyi bile idare edemiyen memurun rütbesi nedir? Başmüdür efendim. Ya bu sevimsiz, soğuk müsamereye ne ad verelim? Gala müsamere efendim. Peki ama bu pis caddeye ne buyurulur? Birinci sınıf caddedir efendim. Şu minderde depreşen saat hırsızının kim olduğunu biliyor musunuz? Başpehlivandır efendim. Peki, efendiler götürsün, anladık; hep, birinci, hep halis, hep ekstra, hep başsınız. Şunun sonuncusundan vazgeçtik; bir de ortası olsun, yok mudur? Yoktur efendim.
Şardağ, R. (1952, Mart 7). Günübirlik/Birinci. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

