
Dün bir dostumla kahvelerin birinde oturmak, şöyle bir fasıl, havadan, sudan konuşarak hoşça vakit geçirmek istedik. Tam bu sırada yanımıza, siyaseti rezaletle aynı mânada anlıyan tiplerden biri çıka geldi. Üç ay evvel, boğazının damarlarını gere gere müdafaa ettiği bir dostunu, şimdi, yerin dibine sokmak için, içinde, esastan yana bir şey bulunmayan nice vesile balonlarını şişir ha şişiriyordu.
Üç ay evvel: “O bir kahramandır, merttir, alkışlayın!” Üç ay sonra: “Alçaktır, yuh olsun ona!”
Söyledi, bağırdı, galiba biraz da uludu. Arkadaşım, o gidince hatırlattı: Bir şeye dikkat ettin mi, Ağzına? Şu insanoğlunun ne marifetli bir ağzı varmış meğer.
Ağız! bir anda, bu kelime, beni alevleyiverdi. Akşam, eve dönerken otobüste hep bu “Ağız” kelimesi üzerinde zihin yordum, hayal yarıştırdım. Vücudumuzun uzuvları içinde doğrusu bundan daha işlenmişi bulunamazdı. Hanımlarımızın ağızlarına mı merak sardırdınız? Seyredin çeşitlerini: Katmerli, ballı, şişkin, dolgun, iri; bunlar büyük ağızlar sınıfına takılmış sıfatlar. Küçük olanları ve bir hususiyeti bulunanlar için de benzetmeler yok değildir. Büzük, hokka, kiraz, lokum, lâtilokum, safi lokum vesaire… Hele ağzı bozmak; ağzına lâyık; vur ensesine, al ağzından; ağzıylı tutulmak; ağız açmamak; ağzı ile kuş tutmak, ağzından ağıza gezmek; ağzına bilet kesmek; ağzında bakla ıslanmamak…
Ayrıca ağızla yapılmış öyle sözler var ki insan karakterini dile getirmede büyük kolaylık olmalıdır: Torba, sır kutusu, tatlı, şirin, muhterem, öpülesi vesaire. Ama bunun bir de çirkin vasıfta olanları var. Bozuk ağız; pis ağız; çukur ağız; leş ağız; çöplük ağız; çirkin ağız…
Şardağ, R. (1952, Mart 11). Günübirlik/Ağız. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

