Faydasız işler

Amerika’nın bilmem hangi eyaletinde çok zengin bir zat, her halde siz de gazetelerde okudunuz, kendisine cenaze alayı tertip edip mutantan tatbikata girişmiş, gülünç mü tuhaf mı acı mı buldunuz bilmem ama, ben sadece faydasız buldum. Bu faydasızlık adamın zengin bir tören yapmasını tenkit edişimden gelmiyor. Keyif bu ya, kimisi böyle âlâ vâlâ ile toprağa girmek ister; kimisi birkaç kişinin omuzunda, çiçeksiz, merasimsiz gömülmek. Benim faydasız deyişim istediğimiz gibi cenaze merasimine kavuşmak ve dilediğimiz gibi ölmek hiç birimizin elinde değildir de ondan. Bir defa dünyanın hiçbir tarafında çok zengin olduğu için çok şatafatlı cenaze merasimi yapılmak diye bir kaide yoktur.

Bence zenginler ölür de kimsenin kılı kıpırdamaz. Tarih içinde servet sahibi ve aynı zamanda büyük mevkiler işgal etmiş bir çok kimselerin ölüsünü köpeklere bağlayıp sürükledikleri çok görülmüştür. Diyelim ki bu acaip Amerikalı aynı zamanda sağken dağıttığı paralarla tuttuğu adamları ardından caf caflı bir teşyi nizamı içinde mezarına kadar sürükleyebilecektir. Peki ama, şu hayat dediğimiz nasip kuşunun beş dakika sonra başa ne getireceği malûm mudur? Ya bir yangın bütün servetini bir kuruş bırakmamasıyla elinden alır da ölüsü ortada kalırsa.

Ölüm bu! Kendisine nerede ve ne zaman rastlayacağımızı nasıl biliriz? Bir denizin içine gark olup balıkların yemi olmayacağımız, yabancı bir ülkede dostlardan ve yakınlardan ötede başımızı son yastığımıza koymayacağımız nereden biline? Bana öyle geliyor ki bu spritüel Amerikalı şu suni ölüm talimlerini başka bir maksatla tertiplemektedir. O buz gibi soğuk olan tabuta beyhude mi girmektedir? Saatlerce kefenlenmiş ve kapalı bir yerde boş yere mi ölüm ekzersizleri yapıyor? Ben sanıyorum ki; insanoğullarını, dost bildiklerini şöyle yakından bir imtihana çekmekte ve görelim bakalım diyecektir, ben sağken hatır için dökülen göz yaşları ardımdan kaç saat müddetçe akacaktır? Kaç insan kıçını oynatıp cenazeme koşacak? Kaç vefakar ve sadık bildiğim, kuyumu kazmaktan vaz geçip hakkımda iyi konuşacaktır? Bir, sağken gördüğü bir de kendi görmediği, fakat başka insanların gördüğü iki merasimin derin mukayesini her halde ibret olsun diye gözlerimizin önüne sermiş olmak istemektedir. Ama bence yine boş, yine beyhude! Üç asır önce Şeyhülislâm Yahya Efendi, bizim şu hakir görmek istediğimiz divan şairi ne mayası bozuk mahlûklar olduğumuzu anlamış, hükmünü vermiştir, tekrar edelim:

“Unuturlar seni biçare hemen ölmeyi gör.”


Şardağ, R. (1952, Haziran 15). Günübirlik/Faydasız işler. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın