Fakir Anadolu

Dün ablamın mezarını yoklayıp ruhuna bir boy göz yaşlarımla rahmetlerimi yolladıktan sonra çocukluğumun geçtiği fakir Üsküdar içinde adım adım dolaştım. On beş, yirmi sene önce bırakıp terk ettiğim Anadolu’nun Boğaz’a doğru bu son kale kapısı, tarihimizdeki akınların gelip gelip durduğu ve yeniden hız aldığı belde, nasıl mahzun bırakmışsam yine öyleydi. Bülbüldere Mezarlığı öylesine perişan, Uncular Çarşısı, Tabutçulariçi, Semerciler, Tabaklar, Duvardibi, Selimiye mahalleleri… Hepsini iyice gezip gördüm. Ahşap evlerinin güneşe maruz olanları tahtalarından, taş ve tuğla olanları harç ve kireçlerinden geçmişler, çökmüş böğürleri ve kırık kaburgalarıyla bütün binalar kıyamete kadar onarılmıyacaklarını anlamaktan gelen feci bir teslimiyet içinde yaşamaktalar.

Ama İstanbulda fakir olan yalnız Üsküdar mıydı? İşte beni bedbin eden bu his, Kuzguncuğu aşıp Beylerbeyi üzerinden boğazın bütün Anadolu kıyıları boyunca bir günlük seyahate çıkmama sebep oldu. Beylerbeyi, ağır başlı, sofu insanların oturduğu sakin belde, bu halinden yeni bir nesil türemesine rağmen ve hiç de ayrılmamış. Sünnet olacak çocuğa yapılan sun’î neşelerin ve gürültülerin tesiri ne kadar sürer ki… Beylerbeyi’nin durgun, hareketsiz havasını taze ve körpe seslerin küçük gürültüleri tamamen giderememiş. Yirmi sene içinde yapılan şeyler, bir iki dükkandan ibaret. Ama o, bütün yedeklerin tükettiği gibi sermayeden bir hayli vermiş Çengelköy’ü, bu sakin bostanlar şehri, bütün bir yıl, beslediğini mutavassıta ucuza verip emekleri hiçe giden bahçe sahiplerinin memleketi olmaktan kurtulamamış. Vani Köyü, Kandilli ve Anadoluhisarı’na kadar bütün ara iskelelere uğrayanları saydım. Üçü beşi geçmiyor. Dünkü devrin ekâbiri buradan çekildi diye yenileri de gelmemiş. Dalgaya rağmen kayalara tutunmaya çalışan birkaç midye gibi beş on aile istikrarlı bir hareketle burada hayatın son mumlarını söndürmeğe çalışıyor. Çubuklu, Paşabahçeyi de ayni hüzünle dolaştım…

Bir zamanlar tantana ve tarap içinde çılgın günler yaşayan vatan köşeleri! Sanki günah bu şirin ve cennet yerlerde imiş gibi inkılapla beraber sizi bırakan ve kaçan kaçana. Bu dünyanın en gözde yerleri, şimdi fabrika işçilerinin fakir ve bineva kulübeleriyle meskûn. Kaldırımları bozuk, iskeleleri harap, dükkanları yüksüz ve sermayesiz, insanları seyrek ve durgun olan boğazın şu yakasının haline yanarken karşıyakanın cilve, ışık, hareket, renk, neşe ve servet dolu hayatına gıpta ile, Avrupa yakasından esen işveli rüzgârlara imrenerek baktım. Hey gidi Anadolu çocukları! Demek nasipsizliğiniz Boğaziçi’nin Anadolu yakasından başlıyor.


Şardağ, R. (1952, Temmuz 15). Günübirlik/Fakir Anadolu. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın