
Dün matbaanın tam kapısına yaklaşmak üzereydim ki, bir insan harabesini, ekmeğini, çöplükten edinilmiş karpuz kabuklarından birine banarken gördüm. Belki bunu siz de tanıyacak ve ihtimal rastlamış olacaksınız. Yaşının ve talihinin ağarttığı saçları, siyah kaderini aksettiren uçuk ve mahzun yüzüne dökülmüş; diz kapağından aşağıya gelen kısımları parçalanmış bir entari yegane sermayesi..
Yanına birikmiş olan üç dört kişiye uyarak ben de sokuluyorum.
Bir çocuk, bir ihtiyar adam, mağaza dönüşü, bütün yorgunluklarına rağmen merak ve rikkatle durmuş bakakalan iki kadın işçi, ihtiyar adam, sonradan geldiğim için olacak, hikâyeyi bir de bana naklediyor:
_.. ların gelini diye maruf bir kadındı. Bir giydiğini bir daha giymezdi. Önce kocası öldü, sonra babası. Anasıyla bir kira evinde baş başa birkaç zaman, eldekilerini yiyerek yaşadılar. Aradan on sene geçtikten sonra seviyesinden aşağı bir adamla evlendi. Adam meyhaneden çıkmaz. Üstelik kain valdesi pek hoyrat bir kadın. Onu sokağa atmışlar. Belki dava edebilir, nafaka alabilir ama, muvazenesini de kaybetmiş olmalı zavallı! Fakat dudaklarından ne iştika ne de hicran ifadesi sezilmiyen kadına uzun uzun bakan yaşlı, babacan adam:
_ Hiç konuşmaz, dedi, böyle hep susar, sadece yanına gelenlerin yüzüne bakar. Hayat! Neylersin!
“Ter, kir, gıdasızlık, pislik ve alakasızlık içinde geçen şu ömrün neresi hayat” diye isyan edesim geliyor. Böyle hayatın…
Şardağ, R. (1952, Temmuz 26). Günübirlik/Nasip. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

