
Son Olimpiyat güreşlerindeki neticeler gerçekten üzücü oldu. Üzücü, fakat beklenmeyen bir şey değil.
“Efendim, idarecilerin beceriksizliği…”. Böyle bir sebep satıhta kalır.
“Antrenmanlar zayıftı.”
Bu hükmün isbatı çok zordur.
Şans ve kader işi diyecek kadar da basitleşemeyeceğimize göre asıl sebebin kaynağını bulmak zorundayız. Gerçi yukarıdaki hükümlerin hepsinin bu yarıdan fazla mağlubiyetlerde payı vardır. Fakat bu pürüzler asıl sebebin daima üstünde kalacaktır. Derinde kök salan illeti bir bıçak vurarak ayan eymekten başka çare var mı? Biz batı medeniyetine ayak basan madde yapımıza rağmen güneş kadar açık bir gerçek ki iki bin yıllık tarihimizle Asyalıyız. Şarktan devraldığımız bir takım vasıflar arasında, hislerimiz gıcıklandıkça, takdir rüzgârı çocuk asabımızı okşadıkça başarılarımızın artması gibi bir özellik var. Arkasından “Allah işini rast getirsin” denilen bir aile reisinin işi, o gün mutlaka rast gider. “Allah sana zihin açıklığı versin” diye gönlü hoş edilen yavrunun okuldaki muvaffakiyet şansı mutlaka mevcut demektir. “Ya Gazi, ya Şehir” sözü ile yola çıkarılan, süngüsünden önce Tanrısına dayanan Türk askerinin birkaç haini tepeliyeceği mutlak kabul edilir.
Bilmem plâklarda Hafız Burhan’ın okuduğu eski gazellerin meyan kısmında “Nur ol, yaşa” gibi avazların yükseldiğini hatırlar mısınız? Alkış beklemek şeklinde bütün insanların vasfı olan bu takdir görme arzusu, daha hissi bir millet olduğumuz için bizde daha da mübalağalıdır.
Şimdi gelin, bütün bunların aksini düşünün. Dünya güreşçilerinin cıcığını çıkarmış olan namdar güreşçilerimiz son dakikada “siz profesyonelsiniz, oturun, oturduğunuz yerde” hükmü ile yoldan döndürülüyor. Tabii yeni kıymetlerin maneviyatı derhal sarsılmış, takdirle sıvazlanmasını bekledikleri ruhları ağabeylerine vurulan darbe ile kararıvermiştir. Sebep soruyoruz: “Kendilerine, başlarını sokacak birer ev verildi, profesyoneldirler.” cevabı veriliyor.
Derken efendim, federasyon başkanı dayak yiyor. Bundan daha kötüsü, adam, “yediğim dayaktan şikayetçi değilim, helâl olsun” diyor. Derken bir gazete çıkıyor: “Helsinki’ye gönderilmeyenler için, diyor, iane topluyoruz; biz göndereceğiz.” Mukabele şu:
“Sadece müşahit olarak gönderirsiniz, o kadar.”
Koğulma, sille, tokat, vur, kır ve en hazini de utanmadan şu tekerleme: Arslan güreşçilerimiz!
Düşünün, biz geçen sene onları böyle mi uğurlamıştık! Rıhtımda gönülden nümayişler, gözlerde sevinç ve ümit yaşları, gazetelerimizde başarı temennileri, dillerde hayır dua, kalplerde niyaz… öyle yolcu etmiştik. Dişlerini söktüğün Arslanda kuvvet mi kalır? Sen, pehlivan denen o ezeli mertlik ağacının dibine dırıltı, kavga, dedikodu, haksızlık doldur, sonra kalk, meyve verecek diye bekle!
“Böyle gecenin hayır umulur mu seherinden”
Şardağ, R. (1952, Temmuz 28). Günübirlik/Böyle gecenin… Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

