
Efendim, geçen gün bir toplulukta, kendinde çok iri bir mahlak hali vehmeden bir kurbağanın şişip şişip toslayışına şahit oldum. Sonundaki acı mahcubiyet onu insanda asıl olması lazım gelen yumuşak başlılığa, tevazua ve başkalarına hürmete alıştıracak mı sanmıyorum. Çünkü bu tezadlar dünyasında insan dediğimiz varlık da ayrı bir tezadlar kumkuması değil midir? Zahira hale bakıp hüküm vermek bizi daima yanıltabilir. En kıymettar mücevherlerin yerin altında taş ve toprakla örtülü bulunduğunu görmezlikten gelemeyiz. En güneşli havaların derinliğinde bir limonilik, en ümitsiz gecelerin ötesinde ışıklı seherler gizlidir. Çarşıdan sağlam diye aldığın hangi malın aslı evde çürük çıkmadı ki.. Reybî bir gözle kainatı süzen bir bakış, bir anda, kardeşlerimizden ne içi dışına uymaz tipler devşirebilir. Ne kendini uysal sananlar var ki adamın kanını kurutur. Yaman hatiptir; dinleyenleri uyutur. Her yere tebessüm dağıttığını zanneder ama, gerçekte pis pis somurtur. Şimdi ömür boyu vefadan söz ettiğini arkasını döner dönmez unutur. Kendini gönlünce aşık sananlar bilirim ki yemekte kaşık değildir. “Her mecliste en itibarlı benim” der ama, sofrada cacık değildir. Eloğlu, aşk yolunda divane olduğunu sanır ama, ne gezer; bizim gibi maziden müdevver kaçık değildir. Ne sağlam bilinen bilgiler tanırım, aslında çürük, ciddilik taslayan öyle hatunlar gördüm, sürtük mü sürtük; dört yanına nezaket dersi veren öyle kimselere rastladım ki hödük oğlu hödüktür.
İnsan oğlu bu! Dışından bakıp hüküm vermeğe gelmez. “Açım” diye mi bağırıyor; inanın ki toktur. Göbeğinden bir irtisam çizerek önüne düşen gölgesiyle zenginlik taslar ama meteliği yoktur, ne anber koktuğunu iddia edenler var ki iğrençtir. İşte ben ki her şeyi söyledim sanıyorum, gerçekte söylemediklerim, söylediklerimden bin defa çoktur…
Şardağ, R. (1952, Temmuz 30). Günübirlik/Kumkuma. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

