Tramvay safası!

Geceleri son tramvaya veya ondan bir evvelkine atlayıp Güzelyalı’ya döndüğünüz olmuşsa komik biletçiler, kalabalık ve sıkışığa rağmen yolu hafifletmeğe çalışan babacan insanlara rastladığınız olmuştur. Ama bazen acı manzaralar karşısında kalınca da bindiğinize, bineceğinize pişman olasınız gelir. İşte dün gece, beni, değil tramvaya binmiş bir yolcu, fakat adam olmaktan utandıran gece oldu. On Dört Mayıs durağına birikmiş bir hayli kalabalık içinde kadın, erkek, kucağında veya elinde çocuk olan kimseler adeta çokluğu teşkil ediyor. Tramvay aşağıdan doğru geliyor. İşte virajı dönmek üzere!. Gırrr, tamam. Hazır olalım. Ne o; herkeste, bilhassa genç ve kuvvetli olanlarda bir yarış heyecanıdır başladı. Gözler basamakları nişanlamış, ayaklar tetikte, eller bir keçi gibi tırmanmak üzere. İşte olan oldu. Hüryaaa! Değil kadınlar, yavrucuklar, fakat tramvayın bizzat kendisi adea taarruza uğramışçasına hırpalandı sanıyorum. Bu atletik müsabakada, şu dağ keçisini taklit etme yarışında hüner gösterebilen kocalar, eşlerine ve çocuklarına yer tutmuş bulunuyorlar. Bunlardan birine bir delikanlı bir muşta vuruyor.

-Çekilsene!
-Müsaade edin, hanımım binecek, kadındır.
-Oh, demek kiraladınız bu yeri.
-Kucağında çocuğu var da.
-Demek maaile komple ettiniz?
-Ayıp ediyorsunuz ama.

Birikenlerin sesleri:

-Çekilin efendim, bırakın kavgayı, geçelim.

Bir de bakıyorum, nezaketsizlik yarışında kaybeden zavallı baba, çocuğunu sırtlıyor, hanımının ayaktaki yerini olsun emniyete almaya çalışıyor. Öteki at hırsızı kılığındaki delikanlı, bir arkadaşı ile birlikte sıraya beşlik simit gibi çöküyor. Sıhhatte ve yalnız olmaktan gelen emniyetle mi, yoksa samimi olarak mı bilmiyorum, babanın, uykulu gözleriyle başını annesine dayamış olan yavrusunun haline yanıyorum. Bu sırada ihtiyar bir adam, tramvayın tökezlemesi neticesinde önündeki bir genç kadına çarpıyor, kadın balıklama yuvarlanacak gibi olurken annesi tutuyor. İhtiyara “affedersiniz” demek kısmet olmadan, genç kız atom gibi patlıyor:

-Biraz önünüze baksanız iyi olacak, bu kadarı saygısızlık!
-A evlâdım, biletçi çarptı.

Biletçinin sesi:

-Beybaba, bizim ne günahımız var. Tramvayın kabahati!
-Devam, devam, tadını çıkaralım kardeşim!

Bu da hariçten gazel okuyan birisine ait.

Bir aralık gözüme on dört on beş yaşlarında bir küçük mektep talebesi takılıyor. Epeyce yol aldığımız için dinlendiğini tahmin ederek korka korka soruyorum:

-Yavrum, biraz kalk ta şu çocuklu hanım otursun olmaz mı?

Oğlan birden yüzünü buruşturuyor ve elindeki bileti burnuma doğru uzatıyor:

-Görmüyor musun buna bilet derler!
-Ama küçüğe baksana, ayakta uyuyor, acımaz mısın?
-Doğurmasalardı akılları nerede?
-Oh, oh dedim, akılları sende, buradakilerin bütün akıllarını Allah sende toplamış. Allah nazardan saklasın!

Hey gidi Güzelyalı’ya giden tramvay! Allah aşkına, şu taşıdığın çirkinleri götürdüğün yere bırak, bir daha getirme!


Şardağ, R. (1952, Ağustos 4). Günübirlik/Tramvay safası. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın