-Efendim, Türk müziği dediğiniz şeyin tekniği Bizansın malıdır, bizim değildir.
-Peki, ya alafranga dediğiniz müziğin tekniği büyük babanızdan mı miras kalmıştır?
-Bizim musikimiz hazin hazin inleyen, ağlıyan musikidir.
-Ya garbın ki kahkaha mı attırır?
***
-Bacaklarını yanındaki ihtiyarın burnuna doğru uzatma yavrum, edep diye bir şey vardır.
-Ayaklarımın hürriyet ve rahatını bozmak mecburiyetinde değilim; geçti o devirler.
***
-Dur be kardeşim, yavaş ol, otobüse evvel bineceğim diye ihtiyar adamı iteliyorsun.
-Ayakları yok mu onun; ne güne duruyor koşsun.
-Onda ayak aramaktan önce kendinde insaf ve iz’an arasan olmaz mı?
***
-Aman kızım, sırtını beline kadar açmış, koltuklarının altını yusyuvarlak meydana vurmuşsun. Sonra…
-Daha fazla konuşmayın, ne yapayım, sıcağa dayanamıyorum işte.
-Peki ama, seni görenlerin de dayanamayacak seviyede kimseler olduğunu unutuyor musun?
-Onun, bunun nasihatini dinleyecek vaktim yok.
***
Beş yaşında bir küçük yavruya:
-Sus çocuğum, bizim konuşmamız bitsin de öyle konuş olmaz mı?
-Siz susun, ben sözümü bitireyim; sonra konuşursunuz.
***
-Bizim kocakarı şöyle dedi; bizim kocakarı böyle yaptı…
-Kim bu kocakarı?
-Anam.
***
-Herifler zorlu idi be anam! Bu sefer söktüremedik, cızlamı çektiğimiz gibi yallah soluğu burada aldık.
Yanımdakine soruyorum:
-Kim bu argo konuşan?
-Helsinki’den dönen arslanlardan biri.
***
-Yes yes çocuklar. O pöti kareli jileyi görecektiniz. Amman nonoşlar, elegan mı elegan, frapan mı frapan: hele jüp kısmındaki detaylar tamamen pilili, ne şarman kız, öyle sükse yaptı ki..
-Afedersiniz ama nece konuşuyorsunuz?
-Türkçe!
Ah köksüzlük!…
Şardağ, R. (1952, Ağustos 8). Günübirlik/Köksüzlük. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

